Astım krizi geçiren gence polis dayağı

Edirne’de bir basketbol maçı sırasında çıkan arbedede astım krizi geçiren Mutlu Ülker adlı gence polis saldırdı. Hastaneye kaldırılan Ülker hakkında 17 polis ‘darp edildik’ diyerek şikayetçi oldu. Telefonla ulaştığım CHP Edirne Milletvekili Recep Gürkan ise İdris Naim Şahin’i suçladı
ONUR EREM

22poliss06
Edirne Olin – Mersin Büyükşehir Belediye basketbol maçında polisin fenalaşan bir taraftara saldırması büyük tepki çekti. Mimar Sinan Spor Salonu’nda önceki akşam oynanan maç sırasında çıkan kargaşada astım krizi geçirdiği söylenen Mutlu İlke Ülker adlı gence polisler copla saldırdı. Aldığı darbelerin etkisiyle vücudunda yaralar ve suratında morluklar oluşan Ülker hastaneye kaldırıldı. Hastanedeki tedavisinin ardından “polisleri darp ettiği” gerekçesiyle nöbetçi mahkemeye çıkarılan Ülker, mahkeme tarafından serbest bırakıldı. Ülker tedavisine devam etmek için tekrardan hastaneye gitti.
17 POLİS ‘BENİ DARP ETTİ’ DEMİŞ
Ülker’i ziyaret eden CHP Edirne Milletvekili Recep Gürkan’a telefonla ulaşarak konuyla ilgili görüşlerini aldık. Gürkan kargaşanın, maç sırasında taraftarların hakeme tepki göstermesi üzerine hakemin polisleri göreve davet etmesiyle başladığını, polislerin taraftarları tehdit etmesi ve küfretmesi başladığını anlattı. Bu kargaşada astım krizi tetiklenen Ülker’e polisin orantısız güç uyguladığını anlatan Gürkan “Olaydan sonra 17 polis Mutlu İlke’nin kendilerini darp ettiğini söyleyerek şikayetçi oldu. Astım krizi geçirmekte olan bir gencin 17 polisi birden darp etmesi hayal gücünün sınırlarını zorluyor” diye konuştu.

22polis06

Polisin, yerde yatan Mutlu İlke Ülker’e savurduğu coplardan sadece biri

 

CHP’Lİ GÜRKAN: ARTIK TRİBÜNE POLİS GİRMEYECEK

CHP’li milletvekili, Edirne Emniyet Müdürü ile görüştüğünü, polis hakkında hem idari hem de adli soruşturma başladığını ve bundan sonra maçlarda polis yerine özel güvenlik görevlilerinin yer alacağını anlattı.
‘ŞİDDETİN ESAS NEDENİ BAKANIN TUTUMU’
Polisin bu agresif tutumunun nedenini de sorduğumuz Recep Gürkan, cevap olarak İçişleri Bakanlığı’nı adres gösterdi: “İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin her fırsatta polisin orantısız güç kullanmasını övüyor, biber gazını organik olduğu gerekçesiyle savunuyor. Böyle bir İçişleri Bakanı olduğu sürece maalesef bu tarz şiddet olaylarına maruz kalma ihtimalimiz çok yüksek”
POLİSE DAVA AÇACAKLAR
Mutlu İlke Ülker’in yere düşmesine rağmen vurmaya devam eden polislerin görüntüleri internette yayınlanması ülke genelinde büyük tepki yarattı. Olayla ilgili açıklama yapan Edirne Olin taraftarları, dava açacaklarını söyledi.
SABAH: POLİS SALDIRMADI, YARDIM ETTİ
Maçla ilgili haber yapan Sabah gazetesinin polisin şiddet uygulamadığı, hatta Ülker’e yardım ettiğini yazması ise tepki çekti. Sabah, haberinde “Öte yandan, maçın bitimine 2 dakika kala Olin Edirne taraftarları ile polis arasında kısa süreli arbede yaşandı, rahatsızlanan bir taraftar polis tarafından dışarı çıkarıldı” ifadelerine yer vermişti.

İşte saldırının görüntüleri:

 

 

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Beyoğlu’nda çıkmaz sokak komedisi

Beyoğlu’nda yolların kapatılması ve yetersiz trafik levhaları nedeniyle tam bir trafik kaosunun yaşandığı Ülker Sokak’ta belediyeden umudunu kesen halk, kendi çözümünü kendi üretmeye çalışıyor

ONUR EREM

İstanbul Beyoğlu’nda İgdaş’ın altyapı çalışmaları ve bir otel inşaatı nedeniyle Kazancı Yokuşu ile Cami Sokak’ın trafiğe kapatılması, Taksim Meydanı’ndan sahile inmek isteyen araçları Ülker Sokak’tan geçmek zorunda bırakıyor. Ancak Ülker Sokak’ın bir çıkmaz sokak olduğunu bilmeyen şöforler sokak sakinlerine zor anlar yaşatıyor.

20121214_232436

Gece sokakta geri çıkmaya çalışan araç konvoyunun tepeden görünüşü

Ülker Sokak’ın ortasındaki ayrımdan Kutlu Sokak’a dönmesi gereken sürücüler, ağacın arkasında kalan çıkmaz sokak tabelasını göremedikleri için Ülker Sokak’ın sonuna kadar gidiyor. Burada sokağın çıkmaz sokak olduğunu anlayan sürücüler geri geri yokuş yukarı çıkmak zorunda kalıyor. Ancak arkalarından gelen araçlar nedeniyle Kutlu Sokak dönüşüne geri dönmeleri 20 dakikayı alabiliyor. Sürücülerin geri çıkabilmek için bağırışları ve kornaları ise halkı rahatsız ediyor.

ASFALTA “ÇIKMAZ SOKAK” YAZDILAR

20121215_172242Yurttaşlar, gece geç saatlerde bile bitmeyen bu araba kaosuna çözüm üretmesi için Beyoğlu Belediyesi’ni arasa da belediye halkın taleplerini görmezden geliyor. “Gecenin ikisinde araba kornaları yüzünden uyanmaktan bıktım. 20-30 araba gelmişler, arkadan gelen trafik nedeniyle geri geri de çıkamıyorlar. Belediyeyi defalarca aradım ilgilenmediler. En sonunda sinirlenip küfrettim, şimdi dava açacaklarmış bana” diye anlatıyordu sokak sakinlerinden biri, son çare olarak eline aldığı tebeşirle asfalta “Çıkmaz Sokak” yazarken.
SOKAĞIN ORTASINA SANDALYE KOYMAK
20121215_172622Ülker Sokak ile Kutlu Sokak’ın ayrımındaki bir dükkan işletmecisi ise bir kartona “Çıkmaz Sokak” yazıp, kartonu bağladığı sandalyeyi sokağın ortasına koyarak çözüm arıyordu: “Bütün gün dükkanda geri geri gelmeye çalışan araba konvoylarının kornalarını duymaktan bıktım. Belediye umursamıyorsa çözümümüzü kendimiz üretmekten başka şansımız yok. Artık sokağın sonundaki evine arabayla gitmek isteyenler de sandalyeyi kenara çekip geçerler…”

Kazancı Yokuşu ve Cami Sokak kapalı. Araçların Osmanlı Sokak’tan Ülker Sokak’a, oradan da Kutlu Sokak’a geçmeleri gerekirken, çıkmaz sokak tabelası ağacın arkasında kaldığı için Ülker Sokak’ın sonuna kadar gidip geri geri gelmeye çalışıyorlar.

Kazancı Yokuşu ve Cami Sokak kapalı. Araçların Osmanlı Sokak’tan Ülker Sokak’a, oradan da Kutlu Sokak’a geçmeleri gerekirken, çıkmaz sokak tabelası ağacın arkasında kaldığı için Ülker Sokak’ın sonuna kadar gidip geri gelmeye çalışıyorlar.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Bir ev hayaliyle geçen 20 yıl

Binanın sakinlerinden biri, girişteki çeşmede kıyafetlerini yıkıyor

Binanın sakinlerinden biri, girişteki çeşmede kıyafetlerini yıkıyor

NICOLA ZOLIN

Tiflis’in en prestijli caddelerinden biri olan Chavchavadze Caddesi’nde, ülkenin en modern binaları ve en lüks mağazalarının hemen yanında yıkılmaya yüz tutmuş 4 bina yer alıyor. İlk bakışta komünist dönemden kalma, minimum alanda maksimum kişinin kalması için yapılan toplu konutlara benziyorlar.

İşsizliğin yüksek olduğu mahallede bazıları çareyi meyve satmakta bulmuş.

İşsizliğin yüksek olduğu mahallede bazıları çareyi meyve satmakta bulmuş.

Bu evlerde 1992’de Gürcü kuvvetleri ile ayrılıkçı Abhazlar’ın çatıştığı Abhazya savaşından kaçan aileler yaşıyor. Savaşın sonunda 250 bin etnik Gürcü göç etmek zorunda kalırken bu insanların çoğu başkent Tiflis’e gelmişti. Göçmenlerin yaklaşık 500’ü, bu dört binada yaşıyor.

abkhazia refugees-37

Maria’nın hayatındaki en büyük mutluluğu, kızı

Ailesi ile birlikte Abhazya’yadan kaçan Maria savaş patladığında 17 yaşındaymış. Gürcü hükümetinin üniversite yurtlarından bozarak göçmenlere verdiği ufak yurt odalarından birisine yerleşmişler. “Şimdilik idare edin, savaş bitince yeni evler inşa edip sizleri oraya yerleştireceğiz” denmiş kendilerine. Tam 20 yıldır, hükümetin bu sözü gerçeğe dönüştürmesini bekliyorlar.

Maria’nın ailesi, ufacık odalarının bir duvarını İsa’ya ayırmışlar.

Maria’nın ailesi, ufacık odalarının bir duvarını İsa’ya ayırmışlar.

Maria, kendisi gibi savaştan kaçan eşiyle de yeni mahallesinde tanışmış. Yaşadıkları bütün zorluklara rağmen hayata pozitif bakmayı başarıyorlar. “İlk başta çok zorlandık ama artık alıştık yeni hayatımıza. Çevremizde yaşayan insanlar da bizim gibi, herkesle çok iyi anlaşıyoruz” diyor Maria.

Binanın ortak tuvaleti gerçekten kötü durumda

Binanın ortak tuvaleti gerçekten kötü durumda

Maria’nın yaşadığı odanın karşısında ise 5 kişilik bir aile yaşıyor. Sadece birkaç metrekarelik bu odada 5 insan yemek yiyor, uyuyor, çalışıyor ve TV izliyor. Ekonomik kriz nedeniyle hepsi işsiz kalmış. Odaların içinde tuvalet olmadığı için bütün koridorda yaşayanlarla birlikte tek bir tuvaleti kullanıyorlar.

abkhazia refugees-57Koridorun tabanı her adımda gıcırdayarak çöküyor. Koridorun sonundaki tuvalete yaklaşmadan burnunuzu kapatma isteği uyandıran bir tuvalet bu. “İnsanlar bu dramatik duruma alıştı artık” diyor Maria.

Binanın koridorlarında çocuk sesleri eksik olmuyor. Yoksulluğun içinde, çocuklar birbirleriyle zaman geçirirken yetişkimlerin sıkıcı dünyasından bir süreliğine de olsa uzaklaşıyorlar

Binanın dışındaysa ufak çaplı bir inşaat var: Binanın dış duvarına bitişik odada yaşayanlar minik bir balkon inşa ederek küçük odalarına birkaç metrekare katmak için uğraşıyorlar. Geri kalan herkes ufak odalarıyla yetinmek zorunda. Her şeye rağmen, hükümetin 20 yıl önce söz verdiği ama hâlâ teslim etmediği evleri beklerken içlerinde bir umut var.

Maria her sabah erken saatte kalkarak dişçi kliniğindeki temizlik işine gidiyor. Bir işi olduğu için kendini binadaki işsiz çoğunluktan daha şanslı görüyor
Maria her sabah erken saatte kalkarak dişçi kliniğindeki temizlik işine gidiyor. Bir işi olduğu için kendini binadaki işsiz çoğunluktan daha şanslı görüyor
Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Tarlabaşı: Bulvarın iki tarafı

“Bu projeyi gerçekleştirenler dönüşümün ne kadar haklı, ne kadar faydalı bir şey olduğunu beynimiz yıkanıncaya kadar tekrar tekrar haykırmak zorunda hissediyorlar. Acaba neden?”

ONUR EREM

Zengin bir emlak yatırımcısıyım. Elimdeki gayrimenkul portföyünü genişletmek için kısa sürede değerini arttırabilecek, kira getirisi iyi, şehir merkezinde bir yer bakıyorum. Taksim Meydanı’na 5 dakika yürüme mesafesindeki Tarlabaşı kentsel dönüşüm projesi ilgimi Tarlabasi-360-Ofisçekiyor. Kentin tam da merkezinde yer alan yıllardır önünden geçerken kafamı çevirip bakmaktan bile kaçındığım bu varoşu modern, güzel, rahatça gezebileceğimiz bir hale getirecekler. Buradan alacağım bir evi, geceleri Taksim’in nezih mekanlarında takıldıktan sonra akşam eve yürüyerek gitmek isteyen elit insanlara kiraya verebilirim. Belli de olmaz, belki de kiraya vermeyip kendim taşınırım buraya.

Kafamda bu düşüncelerle Çalık Holding’e ait GAP İnşaat’ın Tarlabaşı Bulvarı üzerinde yer alan satış ofisine giriyorum. İçerideki görevlilere yatırım amaçlı bir konut aradığımı söylediğimde önce iletişim bilgilerimi yazmamı istedikleri bir form veriyorlar. Formu doldurduktan sonra bir üst kata yolluyorlar beni. Asansöre bindiğimde elimdeki forma bir daha bakıyorum. Formun altındaki bir not dikkatimi çekiyor: Kişisel bilgileriniz gizlidir, kimseyle paylaşmayız.

GÜZEL EVLER, GÜZEL KADINLAR

a5714204-dbfb-4bf2-9375-25cf6c5ba517Üst kata çıktığımda genç ve güzel iki kadın karşılıyor beni. Araba fuarlarında arabanın üstüne uzanan güzel kadınlar gibi, konut satarken de güzel kadınların kullanılması etkili bir yöntem. “Merhaba ben Onur. Yatırım amaçlı konut almayı düşünüyordum” diyorum. Önce elimdeki formu alıyorlar, sonra da şu an lansman aşamasında oldukları için sadece ofis satışı yapıldığını, konut satışının Ocak ayında başlayacağını söylüyorlar: “Ofislerin de bir kısmını şimdiden sattık”. Pişmanlık duyarak ‘keşke biraz erken davransaydım, acaba ne fırsatlar kaçırdım’ diye düşünüyorum.

– Elinizde kalan ofislerin fiyatı nedir?

– Ofislerimiz 100 metrekareden başlıyor. Metrekaresi 7 bin dolar + KDV. Yani şu an elimizdeki en uygun ofis 700 bin dolar + KDV.

İçimden “Oha, neredeyse 2 milyon lira yapıyor vergileriyle” diyorum. Ama zengin bir emlak yatırımcısı olduğumu hatırlayarak “Aslında gelirken kafamda konut alma planı vardı. Konutların fiyatı belli oldu mu?” diyorum karşımdaki görevliye.

– Hayır, Ocak ayında belli olacak.

– O zaman ben en iyisi Ocak ayında tekrardan gelip fiyatları karşılaştırıp ona göre karar vereyim.

– Tabi ki. İletişim bilgileriniz var, konut fiyatları belli olur olmaz haber veririz. Bu arada projemize çok yüksek bir ön talep var. İstiyorsanız size broşürden projenin detaylarını göstereyim. Bakın, ofislerimin mimarisi çok özel ve eşsiz.

– AVM’ler günümüz toplumunun vazgeçilmez ihtiyaçlarından biri. Projenin içinde alışveriş merkezi de var mı?

– AVM yapmak yerine alışveriş caddesi yaptık projemizde. Aynen İstiklal Caddesi gibi. Üzerinde butik restoranlar, koleksiyoncular ve lüks mağazalar yer alacak. Çok özenle hareket ediyoruz, çünkü bu proje tutarsa Tarlabaşı’nın geri kalanı da benzer bir şekilde dönüşecek.

– Projeye baktığımda Tarlabaşı ile arasına bir duvar konulmadığını gördüm. Güvenliği nasıl sağlayacaksınız? Semtin namını biliyorsunuz…

– Evet, pek güvenli bir semt değil. Ama bizim binalarımızın lobi alanlarında güvenlik elemanları olacak. Ayrıca her sokakta çok sayıda sivil ve üniformalı güvenlik görevlileri, 7/24 kayıt yapan kameralar olacak. Proje tamamlandıktan sonra polis birimleri de bölgedeki sayılarını arttıracak.

08

Foto: Ali Öz

İSTİHDAMA BİLE KATKISI VAR

Gerçekten de güzel bir proje, polis sayısının artmasıyla istihdama bile katkıda bulunacak. Bölgenin ortasına bir anda gökten inen zenginleri, bölgedeki halktan korumak çok önemli.

27

Foto: Ali Öz

Ocak ayında tekrardan ziyarete geleceğimi söyleyerek binanın çıkışına doğru ilerliyorum. Çıkışa varmadan önce insanların dev bir televizyonda projenin ne kadar da gerekli olduğuna dair açıklamalarını izliyorum. “Tarlabaşı’nda can güvenliğimiz kalmadı” diyor yaşlı bir teyze: Dönüşüm şart. “Tarlabaşı’nda yeşil alana hasret kaldık” diyor bir şair: Dönüşüm şart. Televizyonun yanında duran projenin dev maketine bakıyorum, tek bir yeşil alan göremiyorum. Tam çıkarken televizyona bir daha bakıyorum: “Tarlabaşı’nda dönüşümün başlamasıyla halk daha iyi konutlara yerleştirildi, herkese kira yardımı yapıldı. Projeden en çok faydalananlar Tarlabaşı halkı” diyor başka bir konuşan kafa. Bu projeyi gerçekleştirenler dönüşümün ne kadar haklı, ne kadar faydalı bir şey olduğunu beynimiz yıkanıncaya kadar tekrar tekrar haykırmak zorunda hissediyorlar. Acaba neden?

 ***

Zengin bir emlak yatırımcısı falan değilim, BirGün muhabiriyim. BirGün Pazar Eki’nin Tarlabaşı dosyası için çalışıyorum. Yarım saat boyunca oynadığım emlak yatırımcısı rolünden kurtulmanın rahatlığıyla satış ofisinin yanındaki dönerci/börekçi/çaycı/pastane karışımı yerde çay içiyorum. Tarlabaşı’ndaki insanları “kentin ortasında, kurtulmamız gereken bir kanser” gibi görmek ve onların hayatları üzerinden rant kazanacak olmanın düşüncesine yarım saatten daha fazla katlanamazdım zaten.

KANSER TARLABAŞI MI, SOYLULAŞTIRMA MI?

Tarlabaşı’nın İstanbul’un ortasındaki bir kanser olmadığını, aksine GAP İnşaat projesinin Tarlabaşı’nın ortasındaki bir kanser olduğunu düşünüyorum. Kentin merkezinde yoksulların barınabildiği ender alanlardan bir olan Tarlabaşı’nın ortasına polis desteğiyle inecek olan bu alan bölgedeki kiraları arttırarak halkın orada barınamamasına yol açacak ve bu elit bölge bir kanser gibi Tarlabaşı’na yayılacak. Gözümün önüne büyüyen kanserli hücreler geliyor.

20121206_121320

Çayımın bitmesiyle bu düşünceleri bir kenara bırakıp caddenin karşı tarafına, Tarlabaşı’na geçiyorum. Binaların etrafı metal yığınlarla çevrilmiş, yürüyecek bir kaldırım bile yok. Yüz metreden fazla süren bu duvarlar, GAP İnşaat’ın projesinin bittiği noktada son buluyor. Bu noktadan sonra yaşam belirtileri tekrardan başlasa da nabız zayıf. Sokaktaki insan sayısı az, evlerin bir kısmı terk edilmiş, dükkanlar kepenk kapatmış. “Geleceğin İstiklal Caddesi” olarak planlanan yer erişilmez bir harabe halinde; eski canlı günlerini özlüyor.

ISSIZLIĞIN ORTASINDA BİR MANAV

20121206_122153Tarlabaşı’nın inşaattan doğrudan etkilenen ve hayata tutunmaya çalışan bu bölgesinde biraz daha yürüdükten sonra sonunda açık bir manav buluyorum: Dostlar Gıda.

Dostlar Gıda’nı sahibi Hayrettin Aktaş “Buraları eskiden görecektin, günün her saati cıvıl cıvıldı. Şimdi sokakta kimse kalmadı” diyor. Mahallenin ıssızlaşması işlerini de etkilemiş. Dükkanının dışındaki meyve-sebze raflarının yarısından fazlası boş. Satışlar beşte birine düşmüş.

İnşaat şirketinin ‘halkı daha iyi konutlara yerleştirdik, kira yardımı yapıyoruz’ iddiasını sorduğumda “Ne yerleştirmesi? İnsanları zorla çıkardılar buradan. 50 bin lira istimlak parası ödediler. Çok az sayıda insana göstermelik kira yardımları verdiler. Projeye başlarken ne bize danıştılar, ne de yardımcı oldular” diyor.

20121206_122433

Mahallenin ıssızlaşması Hüseyin Aktaş’ın işlerini de etkilemiş. Dükkanının dışındaki meyve-sebze raflarının yarısından fazlası boş. Satışlar beşte birine düşmüş.

Mahallede yenileme projesi başlamadan önce 50-100 bin lira arası olan ev fiyatlarının şimdi 300 bine dayandığını anlatıyor Hayrettin Abi. İnşaat firmasının 100 metrekarelik dükkanı neredeyse 2 milyon liraya sattığını söylediğimde “Eee, inşaatı yapan Çalık grubu hükümetin adamı. Kendi adamlarını böyle zengin ediyorlar. Bir şeyi kafaya koyduklarında kimse onları engelleyemiyor. Biz de dava açtık ama kaybettik, şimdi Yargıtay’da. Orası olmazsa AİHM’e gideceğiz, başka bir umudumuz kalmadı” diye cevap veriyor.

HAYATTAN BİR ŞEY ANLAYAMADIM…

04

Foto: Ali Öz

Hayrettin Aktaş aslen Siirt Eruh’lu. “1995 yılında devlet köyümüzü yaktı, o günden itibaren sürgün başladı. Önce Siirt’e gittik,orada da barındırmadılar bizi. Sonra da Tarlabaşı’na geldik işte. Burada kendi dilimizi konuştuğumuzda polisin ateş ettiği, karakolda işkence ettiği günler yaşadık. En sonunda buradan da sürdüler bizi. Benim evim de eskiden buradaydı. Kağıthane’den gidip geliyorum artık her gün. Yakında dükkanı da kapatmamı söylerler, tamamen sürerler. Aslında bu proje bittikten sonra devletin sürmesine bile gerek yok. Kira fiyatları o kadar çok artıyor ki, buranın halkı burada barınamayacak” diyor ve ekliyor: “Biliyor musun, şu hayattan hiçbir şey anlayamadım. Hayatımı yaşayamadan bütün ömrüm sürgünlerle geçti”.

41441-01-dsc_0089

‘KİŞİSEL BİLGİLERİNİZ GİZLİDİR’

Hayrettin Abi ile vedalaşıp eve doğru yürüyorum. O sırada cep telefonuma ilk defa karşılaştığım bir mesaj geliyor: “TOKİ satışlarından anında haberdar olmak için il plaka numaranızı 3737’ye yollayın. Bu hizmet 0.40TL/mesaj olarak ücretlendirilmektedir”. GAP İnşaat’ta birkaç saat önce doldurduğum formun altındaki notu hatırlıyorum: Kişisel bilgileriniz gizlidir, kimseyle paylaşmayız.

28

Foto: Ali Öz

Yazı içinde yayınlandı | , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

New York’ta işçi sınıfı ayaklanıyor

New York’ta Brooklyn bölgesinin merkezinde yer alan Wendy’s “fast food” restoranının kapısında her öğlen uzun bir sıra oluşur. Ama bugün restoranın önü bomboş. Bunun nedeni ise restoranın olduğu Fulton Sokağı’nın kaldırımlarında oluşturulan grev zinciri.

Değişim için New York Toplulukları (New York Communities for Change- NYCC) üyeleri restoranın önündeki kaldırımdan geçenlere broşür dağıtarak müşterileri başka restoranlarda yemeye sevk ediyor.

ABD’NİN EN BÜYÜK FAST FOOD GREVİ

29 Kasım’da McDonald’s, Burger King, Yum Brands ve diğer zincirlerin çalışanları New York genelinde greve giderek ABD tarihinin en büyük “fast food” grevini gerçekleştirdi.

İşçilerin talebi sendikalarının tanınması ve saat başı ücretinin 15 dolara (26 TL) çıkarılmasıydı. [Ç.N.: New York’ta kişi başı yıllık gelir ortalama 77 bin dolar, yani 140 bin TL.] Ancak işyerlerini bir günlüğüne tek eden işçiler, sonraki gün işe dönmek istediklerinde beklemedikleri sorunlarla karşılaştılar. 30 Kasım’da Wendy’s’deki işine geri dönen, bekar ve bir çocuk annesi Shalonda Montgomery işveren tarafından içeri alınmadı. “Aramızdaki en genç işçiydi” diyordu NYCC’den Sherry Jones: “Aynı zamanda işe en son alınan işçiydi. Hepimiz işimize devam ederken onu işe almayarak bize bir gözdağı vermek istediler”. Montgomery’nin kovulduğu duyulduktan sonra kentin dört bir yanındaki “fast food” işçileri Montgomery’yi savunmak için örgütlenmeye başladı. Önceki gün 27 restoranda 200 işçinin katıldığı grevi örgütleyenler arasında yer alan “Fast Food Forward Campaign”, Wendy’s restoranını kampanyalarının odak noktasına aldı.

EŞİ BENZERİ GÖRÜLMEMİŞ ÖRGÜTLENME

“Fast food” işçilerinin örgütlenmesi, ABD genelinde yükselmeye başlayan yoksul işçilerin örgütlenme mücadelesinin bir parçasıydı. Wal-Mart çalışanlarının, ABD’nin kutsal tüketim günü olan Kara Cuma (Black Friday) gününde greve giderek destek verdiği geçen ayki Ulusal Eylem Günü’nde yaşananlar işçi sınıfının geleceği açısından umut vericiydi. New York’taki “fast food” işçilerinin yanı sıra araba yıkama işçileri ve manav işçilerinin de örgütlendiğine tanık olduk. “İşçiler birbirleriyle konuşmaya başladı” diyor toplumsal bir sendika olan Make the Road’dan Deborah Ax: “Eşi benzeri görülmemiş bir örgütlenme faaliyeti söz konusu”. Make the Road, kısa zaman önce araba yıkama işçilerini örgütleyerek düzenlediği grevlerle maaşların arttırılmasını ve üstelik geriye dönük ödeme de alınmasını sağlamıştı. Mart’ta başlayan örgütlenmelerden bu yana sendika 4 büyük şirkette artık sendika temsil ediliyor. Sendika işe örgütlenmeye istekli işçilerden başlamış, sonrasında göçmenlerin ve yoksulların yaşadığı bölgelerde sağlık ve barınma faaliyetleri yürüterek tabanda yayılmıştı. Örgüt aracılığıyla bir araya gelen işçiler çok sayıda firmada işçi konseyleri oluşturmayı başardı.

“KAZANMANIN TEK YOLU BERABER MÜCADELE ETMEK”

Araba yıkama sektöründe ortalama ücret 5.5 dolar civarında ve çalışma saatleri 12 saate kadar uzayabiliyor. 23 araba yıkama dükkanının sahibi olan “araba yıkama kralı” John Lage ise bu sektörde en kötü işveren. Fazla mesai ücreti vermeyi de reddeden Lage hakkında, işçilerin bu konudaki mücadelesinin ardından soruşturma başlatıldı. Lage’in 3 dükkanında çalışan işçiler sendikaya üye olsa da Lage, hâlâ toplu sözleşme imzalamak için masaya oturmayı reddediyor. Lage’in SoHo’daki dükkanında çalışan Juan Carlos 7 yıldır ne zaman maaşından şikayet etse aldığı cevap “beğenmiyorsan işi bırak” olmuş.

Ama Carlos sendika için örgütleme faaliyetlerine giriştikten sonra Lage, bizzat kendisiyle görüşerek saat başı 50 cent’lik bir artış teklif etmiş. “Bu, Lage’in ‘örgütlenmeyi bırak’ deme yöntemiydi” diyor Carlos. Ama o maaşının arttırılmasına rağmen örgütlenmeye devam etmiş ve kasım sonuna geldiğimizde yaklaşık 300 işçiyi örgütlemeyi başarmış. Kendisiyle son görüştüğümüzde 300 işçi ve ortamı şenlendiren bir müzik grubu ile birlikte SoHo’daki dükkanın önünde eylem yaparak Lage’in sendikayla toplu sözleşme imzalaması için mücadele ediyor ve şöyle diyordu: “Ben sadece kendim için değil, hepimiz için mücadele ediyorum. Kazanmamızın tek yolu hep beraber hareket etmemiz.”

FARKLI SEKTÖRLERDEN İŞÇİLER BİR ARADA

İşte bu mücadele ruhuydu kentin dört bir yanındaki işçileri geçen hafta Times Meydanı’nda bir araya getiren. 2 bin kişinin katıldığı eylemde işçiler, kendilerinde daha düşük ücret alan yoldaşlarıyla dayanışma içinde toplu pazarlık taleplerini desteklediler. Bir diğer talep de Bush döneminde zenginlerden alınan verginin azaltılması uygulamasından geri dönülmesi ve bunun yerine yoksullardan alınan verginin arttırılmasıydı. Eylemde işçilere seslenen Kent Konseyi Sözcüsü Christine Quinn, “fast food” çalışanlarının mücadelesini kutlayarak başladı konuşmasına: “Tarih boyunca hiç örgütlenememiş bir sektörde örgütlenmeyi ve ayakta kalabilmeyi başardılar. Haklarını işverenlere kabul ettirdiler. İşten kovma tehditlerine karşı yılmadan savaştılar. Hep beraber ayaklanan bu işçileri kutluyorum. Onların arkasını kollamak ise artık hepimizin görevi.”

BÖLGE İNSANINDAN GREVE DESTEK

Büyük işçi yürüyüşlerinin gölgesinde kalan çok sayıda ufak örgütlenme de kentin farklı noktalarında filizleniyor. Geçen hafta Brooklyn, Kensington’daki Goldan Farm manavının önünde toplanan bir grup insan mağazaya gelen müşterilere içeri girmemelerini tavsiye ediyordu. Golden Farm işçilerinin sendikalılaşmalarına rağmen işveren masaya oturmak istemiyordu, araba yıkama işçilerinde olduğu gibi. “İşveren, işçilerin temel haklarını güvence altına alana kadar bölgede yaşayan insanlardan bu dükkanı boykot etmelerini rica ediyoruz” diyordu NYCC’den Lucas Sanchez. Golden Farm’ın patronu Sonny Kim, yasalar kendisine işçilerle masaya oturmasını emretmesine rağmen sendikalı işçileri işten atma ve sendikayı düşürme umuduyla masaya oturmaktan kaçınıyor. Dükkanın önünde broşür dağıtan işçiler, Kim’in karını azaltarak yaptıklarını cezalandırmakla kalmıyor, aynı zamanda mahallelinin de desteğini alarak işçi sınıfı bilincini yükseltiyor. Bu eylemin ardından, artık Golden Farm çalışanları yalnız olmadıklarını biliyorlar. Düşük ücret kazanan işçileri örgütlemeye azimle devam eden NYCC, süpermarketler, “fast food” restoranları, araba yıkama dükkanları ve benzeri yerlere gidip bizzat işçilerle konuşarak durumlarını dinliyor, işçileri örgütlemeye başlıyor. Zaten NYCC’nin namı kendinden önce gidiyor. NYCC’nin örgütlediği, maaşları ve çalışma koşulları iyileşen işçiler, arkadaşlarını ve çevrelerindeki işçileri de NYCC’ye yönlendirerek yeni işyerlerinin de sendikalılaşmasına önayak oluyor. Daha önce sendikadan şüphe duyan işçiler, arkadaşlarının örneklerini birebir görünce şüpheleri kayboluyor.

“GÖRDÜM, YAPTIKLARINIZ YASADIŞI!”

do not enter: girmeyin

Geçen Cuma günü, farklı iş kolları ve sektörlerden işçilerin ortak mücadelesi ve dayanışma bilinci Fulton Sokağı’ndaki Wendy’s şubesinde capcanlıydı. “Fast food” işçileri ve onları desteklemeye gelenler öğlen saatlerinde Wendy’s şubesini tamamen doldurarak bir işgal başlattılar. “Biliyorum, gördüm, yaptıklarınız yasadışı!” sloganları mağazayı bir süre inlettikten sonra mağaza temsilcileri, Kent Konseyi üyesi Jumaane Williams ve NYCC temsilcileri ile müzakere etmek isteyince işgal sonlandı. Marquis Montgomery de Cuma günü oradaydı. Wendy’s’de çalışırken iş arkadaşlarına “Fast Food Forward” kampanyasından bahsettiği için yasadışı bir şekilde işine son verildiğinde Shalonda kadar şanslı değildi, örgütlenme daha başlamamıştı. (Shalonda Montgomery ile aynı soyada sahip olmaları bir tesadüf.)

“TEKRAR GREVE GİDERİZ”

“O zamanlar sendika olsa işler çok farklı olurdu” diyor Marquis: “Hiçbir hakkım yoktu. Tek başıma kendimi korumayı başaramamıştım”. İşten kovulduktan sonra NYCC ona grev örgütlemelerinde çalışması için iş verdi. Ve sonunda, kendisini işten atan Wendy’s çalışanlarının grevini örgütleme şansı da onun oldu. “Çocuğum olduğu için haftada 33 saat çalışabiliyordum. Hafta sonunda eve döndüğümde elime geçen maaş sadece 210 dolar oluyordu. Su faturamı ödeyip metro kartı aldıktan sonra elimde bir cent kalmıyordu”. Marquis grevin ‘kavgada atılan ilk yumruk’ olduğunu söylüyor. Grevin gerçekleştiği işyerlerinin bir kısmının yöneticileri görüşmelere başlamak istediğini bildirdi bile. “Ama eğer istediğimiz şartları sağlamazlarsa tekrar greve gideriz. Mücadeleyi kazanana kadar durmayacağız”.

“ÖRGÜTLENEN BÜTÜN İNSANLAR BUNU BAŞARABİLİR!”

Wendy’s’deki işgalin sonlanmasından bir saat sonra içerideki temsilciler kendilerini dışarıda bekleyen yüzlerce kişilik kalabalığa müjdeli haberi verdi: “Teşekkürler! Shalonda Montgomery sayenizde burada çalışmaya devam edecek!”. Öğlen arasında protestoculara katılan bir hazır gıda mağazası çalışanı Israel Miro haberi duyunca havalara uçtu: “Biz kıçımızı yırtarken bu şirketler bizim alın terimizle milyar dolarlar kazanıyor. Ama biz omuz omuza hareket ettiğimizde onları dize getirebiliriz. Bak işte, kadını işine geri aldılar. Ekonomik krizin ortasında olmamıza rağmen New Yorklular örgütlenen bütün insanlar bunu başarabilir!”

PETER RUGH: Occupy Wall Street Doğa Dayanışması Kolaylaştırıcısı
BirGün için çeviren: ONUR EREM
Çeviri içinde yayınlandı | , , , , , , , , , ile etiketlendi | 1 Yorum