‘Yeni Kerinçsiz, Ali Emre Bukağılı’

Çok sayıda kitaba, dergiye ve son olarak Fazıl Say’a açtığı dava ile tanınan Ali Emre Bukağılı bu defa kedisine ‘Adnan Oktar yalakası’ diyen Gujan Ceyhan’a açtığı davayı kazandı. Kararı yorumlayan Avukat Taylan Tanay: Eskiden Kerinçsizlerin oynadığı rol bugün Adnan Oktarcılar ve Bukağılı’ya verildi

ONUR EREM

https://i0.wp.com/2.bp.blogspot.com/-cejVFKhh2EQ/T8xr_lt-cYI/AAAAAAAAEcM/K4baWmqbkXU/s1600/adnan%2Boktar%2Bdeli%2Braporu%2B%C5%9Fizoid%2Bve%2Bparanoid.jpg

Adnan Oktar’ın geçmişini biliyor muydunuz?

Sanat eserlerine ve sanatçılara açtığı davalarla tanınan inşaat mühendisi Ali Emre Bukağılı, Eskişehir’de üniversite öğrencisi ve kolektif üyesi olan Gujan Ceyhan adlı bir gence açtığı davayı kazandı. Mahkeme, Ceyhan’ın blogunda yazdığı “Bir insan ne kadar aciz olabilir ki Adnan Oktar gibi bir adama yalakalık yapabilir” ifadesini hakaret olarak yorumladı ve Ceyhan’ın 6 bin lira adli para cezası ödemesine karar verdi. Bukağılı geçtiğimiz aylarda 2 farklı yazı nedeniyle Ceyhan’ı savcılığa şikayet etmiş, savcılık soruşturmaya gerek olmadığına karar vermişti.

https://i0.wp.com/www.arastiralim.net/ilk/wp-content/uploads/2011/04/Tutuklu-Adnan-Oktar.jpg

Adnan Oktar önce

BirGün’e konuşan Gujan Ceyhan “Ben yalaka kelimesini ‘yandaş’ anlamında kullanmıştım. Hakaret kastım yoktu, olsa zaten daha ağır şeyler yazardım. Dava sürecinde de yanlışlıklar yapıldı. Evde kimse yokken eve çilingirle giren polis benim bilgisayarım yerine ev arkadaşımın dizüstü bilgisayarını götürdü. Benim laptopuma bakan olmadı. 27 yaşında olmama rağmen mahkemenin sonuç kararını bana iletmek yerine Antalya’daki aileme ilettiler. Benzer gerekçelerle dava açılan bir arkadaşım daha var. Davayı Yargıtay’a götürdük, sonuç alamazsak AİHM’e kadar gideceğiz. Cezayı 20 günde bir 300 lira şeklinde ödemem isteniyor ama mümkün değil, bu kadar parayı nereden bulayım?” ifadelerini kullandı. Ceyhan ayrıca Bukağılı’nın şikayet dilekçesini verirken yalan ifadeler kullandığını, yazısında “aptal, sapık” gibi kelimeler olmamasına rağmen kendisini bu kelimeleri kullanmakla suçladığını anlattı.

https://i0.wp.com/www.seyir.org/vidresim/adnan-oktar-fena-dokturdu.jpg

Adnan Oktar sonra: “Kedi canını senin”

Adnan hocacılar ve Bukağılı’nın son dönemde ifade özgürlüğünü kullanan çok sayıda insana açtığı davayı BirGün’e değerlendiren Avukat Taylan Tanay ise “Eskiden Kemal Kerinçsizlere verilen rol bugün Bukağılı ve Adnan hocacılara verilmiş. Hrant Dink cinayeti ile Kerinçsizlerin Türkiye’ye verdiği zararı hepimiz gördük. Bu insanlar, devletin ifade ve düşünce özgürlüğünü kısıtlamakta kullandığı bir değnek görevi görüyor. Çok sayıda internet sitesinin kapatılmasında parmakları var” diye konuştu. Adnan hocacıların davaları hep aynı mahkemelerde açtıklarını, aynı hakimlerin hep Adnan Oktar ve çevresindekiler lehine kararlar verdiğini anlatan Tanay, bunların tesadüf olmadığına dikkat çekti: “Kerinçsiz örneğinde olduğu gibi vahim sonuçlara yol açmadan devletin Oktar, Bukağılı ve ekibiyle işbirliği yapmayı bırakması lazım”

ALİ EMRE BUKAĞILI’NI GEÇMİŞİ

https://i0.wp.com/www.itusozluk.com/image/ali-emre-bukagili_8454.jpg– Richard Dawkins’in Tanrı Yanılgısı kitabını Türkçe’ye çeviren Kuzey Yayıncılık’a ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik’ suçlamasıyla dava açtı.

– Nedim Gürsel’in Allah’ın Kızları adlı kitabına dava açtı.

– Ekşi Sözlük’te ateizm, evrim, Hz. Muhammed gibi başlıklara yazı yazan 113 kişiye dava açtı.

– William Seward Burroughs ve Chuck Palahniuk’un kitaplarının Türkçe’ye çevirilmesinin ardından yayınevlerine ve çevirmenlere dava açtı. Neden davacı olduğu sorulduğunda “Benim rahatsız olduğum bir kitaba bir başkasının ihtiyacı olması mümkün değil. Cinselliği Allah bir nimet olarak yaratmış, bu nimeti istismar edip sapkınlığa yönelmek, daha da kötüsü bu sapkınlığı yayın organlarıyla yaymaya çalışmak çok yanlış ” dedi.

– Metis Yayınları’nın 2010 yılında hazırladığı ‘illallah’ ajandasına ‘dini değerleri alenen aşağılama suçu’ iddiasıyla dava açarak ajandanın toplatılmasını ve yasaklanmasını talep etti. Ajandada ‘Bizler inanma hakkına saygı duyuyoruz. Ama biraz daha derin bir saygıyı inanmama hakkına duyuyoruz’ cümleleri yer alıyordu.

– Penguen Dergisi’nden Bahadır Baruter’e ‘dini değerlerle alay ettiği’ gerekçesiyle dava açtı.

– Facebook’ta grup kuran 16 gence ‘grubun isminin Allah ve peygambere hakaret içerdiğini’ iddia ederek her birine 13 yıl 9 ay hapis cezası istemiyle dava açtı.

– Fazıl Say’a, Twitter’da yazdıklarının ardından ‘dini değerleri aşağılama’ gerekçesiyle dava açtı. Konuyla ilgili açıklamasında “Kaldı ki bilim yoluyla keşfedilen evrendeki olağanüstü düzen ve denge Tek bir Yaratıcı olduğunu tartışmasız kanıtlıyor. Bu noktada ateistleri, en başta Fazıl Say’ı, bilimsel gelişmeleri samimi olarak değerlendirmeye, Darwinist materyalist felsefenin çöktüğünü, evrenin tesadüfen oluşmasının kesinlikle imkansız olduğunu, dolayısıyla Yaratıcının varlığının çok açık ve kesin olduğu gerçeğini kabule davet ediyorum” ifadelerini kullandı.

https://i0.wp.com/1.bp.blogspot.com/-9GR1gvrqDj0/UHM6rSUNhfI/AAAAAAAAHW4/cRum_grPdKg/s1600/adnan-oktar-ve-kizlari-1.jpg

Adnan Oktar’ın programlarını izlemiş miydiniz?

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Kişisel bilgileriniz devlet eliyle verilir

ÖSYM’nin sitesinde yer alan bir güvenlik açığı, TC kimlik numarasını öğrendiğiniz kişilerin fotoğrafını, cep telefonunu, anne-baba adını, doğum tarihini-yerini ve hatta yaşadığı adresi görmenizi sağlıyor. Uzmanlar “bu bilgilerle adınız kullanılarak her türlü dolandırıcılık yapılabilir” diyor

ONUR EREM

06 osymlogo 06Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi’nin (ÖSYM) internet sitesinde yer alan bir güvenlik açığı sayesinde çok sayıda kişinin kişisel bilgileri ifşa oldu. ÖSYM’nin sitesinde yer alan personelalim.osym.gov.tr sayfasına, herhangi bir kişinin TC kimlik numarasıyla girildiğinde o kişinin fotoğrafı, adı, soyadı, anne adı, baba adı, doğum yeri, doğum tarihi, cinsiyeti, yaşadığı adres, e-posta adresi, ev telefonu ve cep telefonu bilgisi görülebiliyor. Uzmanlara göre bu bilgiler adınızın her türlü dolandırıcılığa karışmasına yol açabilir. Dahası, bunun için ÖSYM sınavlarına da girmenize gerek yok. Örneğin Mustafa Kemal Atatürk’ün kimlik numarası olan 10000000146 sisteme girildiğinde kişisel bilgileri görüntülenebiliyor. Aynı şekilde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın kişisel bilgilerine de ulaşılabiliyor.

Kişisel bilgilerimizi korumakla yükümlü devletin bütün bilgilerimizi, TC kimlik numaramızı öğrenen insanlara servis etmesini uzmanlar BirGün’e değerlendirdi:

Sabri Kuşkonmaz – Avukat:

Böyle bir açık yurttaş olarak bütün haklarımızı çiğniyor. En temel yaşam hakkını bile çiğniyor. Bu bilgiler bizim yaşama koşullarımızı ortadan kaldırabilir.

Mağdurlar çırılçıplak ortada bırakılmış. Kamusal veya kişisel bütün saldırıların doğrudan odağı olma ihtimali var. Kamunun ağır bir ihmali var. Burada bir hizmet kusurundan söz edebiliriz.

Bu açığın sonuçlarına gelince, ev adresimizin açıklanması, saldırı ve hırsızlığa maruz kalma ihtimalimizi katlayarak arttırır. Cep telefonunuz ve e-posta adresinizden istemediğiniz reklamlara maruz kalabilirsiniz. Bütün kişisel bilgileriniz, bunları alıcı gözetmeksizin satan ticari kuruluşların eline geçebilir.

Sayısız dolandırıcılıkla karşı karşıya kalabilirsiniz. Dolandırıcılıkta en inandırıcı şey, adınız, adresiniz, kimlik numaranız, anne adınız gibi kişisel bilgilerdir ve burada bunların hepsi mevcut.

Yine bu bilgilerle sizin adınıza senet veya karşılıksız çekler uygulanabilir. İnsanlar beklemedikleri bir anda karşılıksız çek faili olarak arandığını fark edebilir.

Tapu ve benzeri dolandırıcılıklara maruz kalabilir. Tapuda çok karışık uygulamalar var. Usta dolandırıcılar, sahte vekaletnamelerle tapu devri yapabilir. Bunlar için burada verilen veriler yeterli. Bununla sahte kimlikler yapılabilir. Sahte satış, sahte devir, hileli satış, şirket ortağı haline getirme gibi sayısız örnekle çoğaltabiliriz bunu.

Bu bahsettiklerim size çok uç örnekler gibi gelmesin, bir avukat olarak sık sık böyle olaylarla karşılaşıyoruz. Kişisel veriler bu kadar açık değilken bile çok sayıda uygulama gördük, şimdi çok daha fazlası karşımıza çıkabilir.

Ali Rıza Keleş – Alternatif Bilişim Derneği: Buna nasıl izin verirler anlamıyorum. Yurttaşlarımız açısından düşününce çok tehlikeli bir uygulama. Büyük bir sorumsuzluk örneği. Türkiye’nin en önemli kurumlarından birinin bunu yapması Türkiye’nin gerçek fotoğrafını gösteriyor.

Türkiye’de kişisel bilgilerin korunmasına dair bir yasa olmaması çok büyük bir sorun. Bu yüzden mahkemelerin kişisel bilgilerin ifşasına nasıl ceza vereceği net değil. Bu konuda hazırlanan (ve bizce yeterli güvenlik sağlamayan) taslak yaklaşık 10 yıldır mecliste bekletiliyor.

Birkan Sarıfakıoğlu – Bilgisayar Mühendisleri Odası:

ÖSYM’nin veri güvenliği konusundaki geçmişi zaten kabarıktı. Daha önce sınav soruları ele geçirilmiş, yanlış algoritmalar yüzünden sınava girecek insanlar yanlış bölgelere atanmıştı. Bu ne ilk oldu, bu gidişle ne de son olacak. Bugün bir sayfada böyle bir açığın olması, yarın daha büyük bir projede de böyle bir açığın olabileceğinin göstergesi. Bu bilgiler, yeterli güvenlik önlemi almamış internet sitelerinde hesabı olan kullanıcıların hesaplarının ve kişisel bilgilerinin çalınmasına neden olabilir.

Bir internet sitesinde kişisel bilgileri sergilemeden önce kimlik doğrulama yapılması şart. Yani TC kimlik numarasının yanında bir de şifre veya benzeri bir doğrulama kodu sorulmalı. Bu, internet sitesi yazmanın en temel kurallarından biridir. Anlaşılan o ki, ÖSYM çalışanları yeterli teknik bilgiye sahip değil.

ÖSYM ‘kısmen’ düzeltti

ÖSYM haberi hazırladığımız saatlerde bu açığın farkına vardı ve açığı kısmen kapattı. Yapılan değişiklikten sonra TC kimlik numarası girilen kullanıcının adresi, telefon numarası ve e-posta adresi açıklanmasa da fotoğrafı, anne adı, baba adı, doğum tarihi, doğum yeri ve cinsiyetine hâlâ ulaşılabiliyor. Alternatif Bilişim Derneği ve Bilgisayar Mühendisleri Odası temsilcileri bu bilgilerin paylaşılmasının da kişisel verilerin korunmasına aykırı olduğunu belirttiler.

Uncategorized içinde yayınlandı | , , , , , , , ile etiketlendi | 2 Yorum

Dekan – ülkücü el ele, saldıralım gazetecilere

Marmara Üniversitesi’nde Mete Çucukçu, İsmail Saymaz ve Alper Turgut’un katılacağı panele izin vermeyen İletişim Fakültesi Dekanı Yusuf Devran ve faşist öğrenciler katılımcılara sosyal medya üzerinden hakaret yağdırdı. BirGün’e konuşan İsmail Saymaz “Devran, son 10 yılda sığlaşan ve körelen gazeteciliğe kurşun asker yetiştirmek istiyor” dedi

08MARMARA07

İsmail Saymaz’a hakaret eden Yusuf Devran ile panelin düzenlenmesini isteyen öğrencileri tehdit eden Selçuk Elmas’ın samimi fotoğrafı dikkat çekiyor.

ONUR EREM

Önceki gün Marmara Üniversitesi’nde düzenlenmek istenen “Gazetecilik, İktidar ve İfade Özgürlüğü: 10 Yılın Bilançosu” konferansa İletişim Fakültesi Dekanı Yusuf Devran başvurunun klüp tarafından değil, bireysel olarak yapıldığı gerekçesiyle izin vermedi.

İsmail Saymaz’ın dekanlığın tutumunu eleştirmesi üzerine Yusuf Devran sosyal medya üzerinden katılımcılara hakaretler yağdırmaya başladı.

“İSMAİL SAYMAZ PROVAKATÖRDÜR VE İŞBİRLİKÇİDİR”

Yusuf Devran’ın bir sosyal paylaşım sitesinde yazdığı mesajları imla hatalarına dokunmadan yayınlıyoruz:
“Fakultede ne zaman toplanti yapacagima ben karar veririmArtik marmara iletisim ogrencilerini kandiramazsiniz. İsmail saymaz yalancisi kampuse alinmadigini soyluyor.kim almamis seni. Kanitlayamazsan mufteri ve yalancisin İsmail.
Sunu bilki bundan boyle marmara iletisimden senin gibi yalanci gazeteciler yetismeyecek.
Radikal gazetesindeki ismail saymaz provakatordur ve isbirlikcidir. Kendisini mahkemeye verecegim. İsmail Saymaz cek kirli ellerini fakultemden. Seni kampuse kim sokmadı mufteri. Darbeleri sen ve senin gibiler iyi bilir. Cunku isiniz bu.”

ÜLKÜCÜLER DE İŞİN İÇİNDE
Devran’ın bu açıklamalarından cesaret alan ülkücü öğrenciler ise, panelin düzenlenmemesini eleştiren öğrencilere hakaret etmeye başladı. Yusuf Devran ile samimi fotoğrafları olan Selçuk Elmas adlı öğrenci, bir sosyal paylaşım sitesinde şunları yazdı:
“Sol fraksiyonun adres adres, sokak sokak izleri elimde. Okula gelmezlerse evlerinde, yurtlarında da çay içirtiriz onlara. Heee bu arada çantamda etek var. O eteği okulda kim giyecek hep beraber izleyeceğiz! Müslüman olmak dünyalar eder… Müslümanın karşısında duracak adamın alnından öperiz biz. O okulda tüm sol fraksiyonları görmek istiyorum… Eteği kim giyiyormuş anlayacaksınız! Selçuk Elmas adamın bir yerlerinden kan alır, Kızılay’ya bağışlar. Kaldı ki öyle yapacağım. Kızılay’a kan lazımmış rica ettiler!”

PANEL EĞİTİM SEN’DE
08 MARMARA KUTU EGITIMSEN 07Dekanlığın iptal ettiği panel Eğitim-Sen 6 No’lu şubede yapıldı. Mete Çubukçu’nun katılmadığı panelde İsmail Saymaz konuşmasında genel olarak polisin yurttaşlar üzerinde uyguladığı şiddete ve Türkiye’de devam etmekte olan Ergenekon Davası sürecine değindi. Saymaz Ahmet Şık ve Nedim Şener’in davalarına değinerek şöyle konuştu:
“İşkenceci geçmişi ile bilinen ve aslında çok daha karanlık bir geçmişi olan Hanefi Avcı ile meslektaşlarımızın, Ahmet’in ve Nedim’in aynı davada yargılanıyor oluşu utanç verici ve temeli olmayan bir durumdur.”

Alper Turgut ise konuşmasında, “Türkiye’de yaşanan bu baskı ortamı yeni değil, hep vardı; fakat ilk kez bu kadar sert biçimde uygulanıyor” dedi.
Turgut konuşmasının devamında özellikle sektördeki sendikal sıkıntılara ve bir takım gazetecilerin iktidara göre konumlanmasına eleştiri getirirken, “Ben kaç yıldır gazetecilik yapıyorum ne evim ne arabam var. Kendine gazeteci diyen bazıları ise nasıl oluyorsa milyonlar içinde yüzüyor,” dedi.
YUSUF DEVRAN KİMDİR?
– Yusuf Devran, 1996-1999 yılları arasında Samanyolu Televizyonu Haber Merkezi’nde yönetici ve muhabir olarak çalıştı.
– Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı olduktan sonra Ekşi Sözlük’te kendisini eleştiren bir öğrenciyi okuldan uzaklaştırdı.
– Facebook’daki iletisini beğenmediği bir akademisyene soruşturma açtı.
– Tutuklu bir öğrencinin selam gönderdiği akademisyene soruşturma açtı.
– İletişim Fakültesi öğretim üyeleri, Yusuf Devran’ın lisans ve doktora öğrencisi alımında usulsüzlük yaptığını, fişlediği öğrencileri okula almadığını iddia etti.
– Kendisine muhalefet eden akademisyenleri yıldırmak için odalarını bir yılda 4 kez değiştirdi iddia edildi.
– Öğretim üyeleri, Yusuf Devran’dan sözlü ve fiziksel şiddet gördüklerini iddia etti.

İSMAİL SAYMAZ: DEVRAN KENDİNİ KÜÇÜK TAYYİP ERDOĞAN OLARAK GÖRÜYOR
Radikal Muhabiri İsmail Saymaz, Yusuf Devran’ın açıklamalarını BirGün için analiz etti:
>> Yusuf Devran’ın geçmişte de benzer hakaretleri, saldırıları olmuştu. Bu davranışlarının arkasındaki zihniyeti nasıl açıklayabiliriz?
İsmail Saymaz: Anladığım kadarıyla bu dekan kendisini okulun 08 MARMARA KUTU ISMAIL SAYMAZ 07dekanı değil de hükümranı zannediyor. Başbakanın Türkiye üzerinde kendisine atfettiği rol neyse Yusuf Devran’ın da Nişantaşı Yerleşkesi’nde kendisine atfettiği rol aynı. Erdoğan’a öykünme ve o otoriterliği kurma arzusu var.
Bu arzunun yansıması olarak öğrencileri kendi tebaası sanıyor, araştırma görevlilerini de bilimsel gerçeklik mücadelesi veren insanlar değil kendisini onaylamak zorunda olan görevliler gibi görüyor.

Twitter’da öğrencileriyle kurduğu dilde bile ‘yavrum’ lafını kullanmasıyla kurmak istediği ilişkiyi anlayabiliriz. Başbakanın kendisine atfedilen babacan tavrın izdüşümleri bunlar.

Kişilik tahlili yapmak zorundayız, çünkü ilk defa böyle bir insanla karşılaşıyoruz. Daha önce de anti-demokratik yöneticiler vardı ama bu örnek çok sıradışı. Devran, Marmara Üniversitesi için “Burası bana ufak daha neler yapabilirim” zihniyetiyle hareket ediyor. TOKİ Başkanı gibi elinden gelse üniversite binasını yıkıp baştan yapacak bir anlayışa sahip.

>> Bu kadar eleştiri alan bir insanın hâlâ dekanlık koltuğunda oturması hakkında ne düşünüyorsunuz?
İS: Böyle açıklamalar yapan bir insan, bürokrat veya bakan olsa görevden alınırdı. Ama YÖK yasaları Devran’ın görevine devam etmesini sağlıyor. Kendisi bir yandan Bedrettin Dalan’ın üniversitesinde 7 yıl çalışmış, Samanyolu TV’de başka bir iktidar biçiminin tanığı olmuş. Bu yüzden iktidarla nasıl ilişki kurması gerektiğini biliyor.
Son 10 yılda gazetecilik faaliyetinde korkunç bir sığlaşma, körelme ve daralma var. Gazeteciliğin doğasında olan eleştirel akıl, soru sorma gibi özellikler köreldi. Zannedersem dekan bey de yönettiği fakülte üzerinden bu sığlaşmaya kurşun asker taşımak istiyor. Kendisine böyle bir hizmet atfedildiğini zannediyor.
>> Twitter’dan yazdığı iletilerin seviyesi hakkında neler söylemek istersiniz?
İS: Twitter’da kendisine yönelik eleştiri yapanları Ebrehe’nin Ordusu’na benzetti. Bu ordu, Kabe’yi yıkmaya gelen bir orduydu. Üniversiteyi Kâbe gibi gören bir zihniyetle karşı karşıyayız. Üstelik burası İlahiyat veya herhangi bir fakülte değil. İlahiyat dekanı bile böyle karşılamazdı. Metin analizi yaparak başka sonuçlara da ulaşabilir. Dekanın söylemleri hem çok endişe verici hem de trajikomik.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

‘Engelliler için, engellilere rağmen’

Görme engellilerin örgütlenmesinde aktif olarak yer alan Mehmet Gürel ve Fatih Karadayı, devletin engellilerle ilgili attığı adımlarda engellilere danışmamasının en büyük sorun olduğunu söylüyor

ONUR EREM

Eğitim sisteminde, iş bulmakta, iş hayatında ve sokakta zorluk yaşayan gruplardan biri de görme engelliler. İstanbul Kadıköy’deki Görme Engelliler Derneği’nden Mehmet Gürel ve Türkiye Körler Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi Fatih Karadayı ile görme engellilerin yaşadıkları sıkıntıları konuştuk:

Mehmet Gürel: Derneğimizin bünyesinde kupalar kazanmış spor klüpleri var. Devlet engelli sporcularımız belli bir dereceye girerlerse yol ve konaklama masraflarını karşılıyor. Ama sponsor olmuyor. Sporcularımızın para kazanabileceği bir noktada değiliz.

Mehmet Gürel: Derneğimizin bünyesinde kupalar kazanmış spor klüpleri var. Devlet engelli sporcularımız belli bir dereceye girerlerse yol ve konaklama masraflarını karşılıyor. Ama sponsor olmuyor. Sporcularımızın para kazanabileceği bir noktada değiliz.

>> Engelli hakları konusunda nasıl mücadeleler veriyorsunuz?

Mehmet Gürel: En son ortak mücadelemiz imza konusundaydı. 2010’da Türk Ticaret Kanunu taslağında görme engellilerin imza yetkisini elinden alınacaktı. Bunu öneren MHP’den bir milletvekiliydi. Biz yürüyüşler yaptık, kamuoyu oluşturduk ve sonunda bu maddenin yasadan çıkarılmasını sağladık. CHP ve BDP de yoğun olarak destekledi bizi. AKP’nin o dönemdeki görme engelli milletvekili Lokman Ayva partisini karşısına almak pahasına bu maddeye karşı çıktı ve bunun sonucu olarak bir daha aday gösterilmedi.

>> Sokakta nasıl sorunlarla karşılaşıyorsunuz?

MG: Sokak düzenlemeleri belediyelerin ana görevleri arasında ve bu işte ciddi bir rant var. Bütün belediyelerde kaldırımların her sene veya 2 senede bir yenilendiğini görebilirsiniz. Bizim sokakta yürümemizi kolaylaştıran hissedilebilir zemin uygulaması var. Bunu zorunlu kılan bir kanun olmasa da belediyeler 5378 sayılı yasanın emredici hükümlerinden biri olan “yaşam alanları ve kamusal alanlar engellilerin yaşamlarını kolaylaştıracak şekilde düzenlenmelidir” hükmünün ardından uygulamaya geçtiler. Ancak bu yasanın, bunları uygulamaya geçirmeyen belediyeye cezai bir hüküm içermemesi önemli bir sorun.

05 gorme3 02Yakın zamana kadar Kadıköy Belediyesi’nin döşediği hissedilebilir zemin üzerinde yürüyenleri elektrik direğine götürüyordu. Yaptıran insanlar iyi niyetli olabilir, ama umursamadan yapılmış. Televizyona çıkana kadar düzeltmediler bunu.

Ayrıca beyaz bastonunun trafik mevzuatına girmesi gerekiyor. Bir beyaz bastonlu gördüğünde şoförlerin ne yapması gerektiğine dair eğitimlerin verilmesi lazım.

>> Belediyeler kendilerine bildirilen şikayetlerin ne kadarını ciddiye alıyor?

Fatih Karadayı: Belediyeler kendi siyasi görüşünde olanların öneri ve şikayetlerini değerlendiriyor. Bir STK’nin görüşleri kendi görüşlerine uyuyorsa onlara danışırlar. Görme Engelliler Derneği’nin bir siyasi görüşü olmadığı için bu konuda büyük zorluk çekiyoruz – biz bütün partilere eşit uzaklıktayız. Tayyip Erdoğan “taraf olmayan bertaraf olur” demişti ya, biz de öyle oluyoruz. Engelli hakları konusunda en aktif dernek olmamıza rağmen önerilerimiz dikkate alınmıyor.

Esas sorun “engellilere rağmen engelliler için” mantığı. Bizim için bir şey yapacakları zaman bile bize danışmıyorlar. Bunun örneklerinden biri de Denizcilik ve Ulaştırma Bakanlığı’nın https://i0.wp.com/www.beykozpostasi.gen.tr/images/news/gren_gz_web00056325_copy.jpghazırladığı ve Şubat 2012’de dağıttığı görme engelli navigasyon cihazı. Hem telefon, hem de navigatör olarak kullanılabilecek 5 bin cihaz ürettiler. Ama kullanılan ekran okuyucu (ekrandaki yazıları sesli olarak okuyan) program görme engellilerin taleplerini karşılayamayacak kadar basit. Telefon da görme engelli birinin yürürken kullanamayacağı kadar kaba ve ağır. Bir yandan baston kullanırken bir yandan da bunu kullanmak imkansız. Şarjı çabuk bitiyor, kapalı mekanlarda çalışmadığı gibi açık alanlarda bile çalışmakta zorlanan çekim gücü az olan bir cihaz yapmışlar. Bu projeyle ilgili tek bir görme engellinin veya STK’lerin görüşüne başvurulmuş olsa sonuç böyle olmazdı.

ÖNCELİĞİMİZ BABALAR

Ayrıca görme engelli biri olarak bana sorsalar öncelikli ihtiyacımızın bu olmadığını söylerim. Öncelikli ihtiyacımız kaldırımlardaki babaların kaldırılması. Yürürken bacaklarımızı çarpmaktan kemiklerimiz çatlayacak.

MG: Araba park etmeyecek diye yapıyorlarmış ama park etmiş arabalar bile bize bu kadar zarar vermiyor. Belediyeye “madem bu babalar zorunlu, gelin dışını kauçuktan yapalım, insanlar çarptığında esnesin” dedim. Ama belediye olmaz, dedi. Çünkü kendi adamlarıyla anlaşmışlar ve işi götürüyorlar.

>> Siyasi partilerin engellilerin mücadelelerine tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

05 gorme2 02MG: Seçim bildirgelerine baktığımızda AK Parti’de de CHP’de de bir çok metin var engellilerle ilgili. Bu konuda birikimleri, arşivleri var. Ama uygulamada eksikleri çok.

FK: Son seçimlerde siyasi partilerin engellilere olan tutumu fiyaskoyla sonuçlandı. Önceki dönemde AK Parti Lokman Ayva’yı engelli kontenjanından aday göstermişti, bu dönem Gürsoy Eroğlu var. Gürsoy Eroğlu sonradan engelli olduğu için doğuştan engellilerin eğitim, istihdam gibi sorunlarını bilen bir isim değil.

Diğer partilere baktığımızda CHP Ankara’da Tuna İçli diye bir görme engelliyi kazanamayacağı bir sırada gösterildi. MHP de Bahattin Şengül’ü seçilemeyeceği bir sıradan aday gösterdi.

MG: BDP’nin ciddi bir engelli politikası yok. Ama bizim imza olayında yaptığımız mücadeleyi duyunca büyük destek verdiler. Aysel Tuğluk bizzat beni arayarak yasaya dair görüşlerimizi sordu. Meclise bizi ilgilendiren konular geldiğinde yine arayıp görüşlerimizi soruyorlar. Bu açıdan diğer partilerden farklılar.

EĞİTİMDE EN DEZAVANTAJLI GRUP GÖRME ENGELLİLER

>> Görme engelliler eğitimde hangi sorunlarla karşılaşıyor?

MG: AKP’yle birlikte kaynaştırılmış eğitim modeline geçildi. Bu modelde engellilerin diğer insanlarla birlikte eğitim alması hedefleniyor. Dışarıdan baktığınızda normal, insancıl olanı da bu. Ancak kaynaştırılmış eğitim sistemine geçerken öğretmenlere bir altyapı verilmesi gerekirdi. Öğretmenler sadece ilgililerse gelip derneğimizden bilgi alıyorlar. Öğretmenlere bu konuda pedagojik eğitim verilmediği gibi günümüzde bile eğitim fakültelerine bu konuya dair bir eğitim programı koymadılar.

Kaynaştırılmış eğitim sistemi düzgün yapılsa faydalı olabilecekken maalesef yanlışlar nedeniyle zararlı oluyor. Engelli grupları arasında otistikleri hariç tutarsak eğitim oranı açısından en kötü durumda olanlar görme engelliler. Görme engellilerin ancak yüzde 20’si eğitim görmüş durumda. Ama eğitim alan bu yüzde 20’lik kesimin bile yarısı bağımsız hareket kabiliyetine sahip değil. Bunun için okul öncesi eğitim verilmesi şart.

Görme engelliler her yere gidip çok farklı işlerde başarılı olabilirler. Yeter ki eğitim alsınlar. Bir görme engelliler derneğine üye olmaları çok yardımcı olur, orada ufukları gelişir. Burada edindiğim tecrübeleri dışarıda bir trilyon harcasam kazanamazdım. Burada hiçbir bedel ödemeden, çok şey kazanarak topluma entegre oluyoruz.

 ÖZEL REHABİLİTASYON ÜZERİNDEN DÖNEN RANT

>> Sağlık sisteminde karşılaştığınız sorunlar neler?

MG: AKP döneminde özel rehabilitasyon merkezleri türedi. Bunlardan bazıları amacına uygun çalışsa da geri kalanları rant üzerine kurulmuş. Bir takım siyasi güçlere yakın olduğu için kurdurulmuşlar, görme engellilere eğitim vermeleri gerekirken sadece bilgisayar verip insanlara eğitim aldıklarına dair imza attırıyorlar. Engellileri rehabilitasyon görmüş gibi göstererek devletten para alıyorlar. Bu da çok ciddi bir sorun.

Ayrıca SGK’nin de değişmesi lazım. Devlet ihtiyacı olan insanlara ilaç, protez veya tekerlekli sandalye verirken beyaz bastonu SGK karşılamıyor. Üstelik beyaz bastonun fiyatı oldukça ucuz, devlete büyük bir maliyet de çıkarmaz. SGK’ye neden karşılamadığını sorduğumuzda cevap bile alamıyoruz.

EĞİTİM OLMAYINCA İSTİHDAM DA OLMUYOR

>> İş bulmakta ne gibi engellerle karşılaşıyorsunuz?

MG: Devlette çalışmak bir görme engelli için her zaman özel sektöre göre daha iyi. Ama öğretmen olmak isteyen arkadaşlar ise dolaylı yollarla engellenmeye çalışıyor.

>> Ne gibi engeller bunlar?

Üniversiteyi bitirdikten sonra bir öğrenciye öğretmenlik yapabileceğine dair diploma verilmesine rağmen devlete başvurduğunda bir hastaneden “Türkiye’nin her yerinde çalışabilir” raporu alması isteniyor. Bazı doktorlar “üniversite diploması zaten bu anlama geliyor, niye bir de ben böyle bir rapor vereyim ki” diyerek, bazıları da “ben senin Türkiye’nin her yerinde çalışıp çalışamayacağını nasıl bileyim” diyerek rapor vermeyi reddediyor.

Eğer doktorlar bu raporu vermezlerse de bu sefer hukuki süreç başlatıyoruz. Bu tür davaları her zaman kazanmamıza rağmen zaman alıyor. Bir görme engelli yurttaş okulu bitirdikten ve öğretmenlik sınavını da geçtikten sonra niye işe girmek için bir dava açmak zorunda kalsın ki?

SON

Yazı dizisinin önceki bölümleri:

‘Camları kırmadıkça dikkate alınmıyoruz’

Yardım meselesi değil, hak mücadelesi

ENGELLİNİN İKİ SEÇENEĞİ VAR: Ya evinde otur, ya sokakta işkence çek

Engelliye devlet eliyle ayrımcılık

Söyleşi içinde yayınlandı | , , , , , , , ile etiketlendi | 4 Yorum

‘Camları kırmadıkça dikkate alınmıyoruz’

Türkiye Sakatlar Derneği üyeleri karşılaştıkları engelleri BirGün’e anlattı: Sokakta dilenci zannediliyoruz, kaldırımda yürüyemiyoruz, toplum bizi problem olarak görüyor. Sesimizi duyurmak için belediyelerin camlarını kırmaktan başka çaremiz yok

ONUR EREM

Güçlükle ilerledikleri bir kaldırımın sonuna geldiklerinde rampa olmadığını görüyor, yüzlerce metre geri gitmek zorunda kalıyorlar. Durakların kendilerine göre düzenlenmiş olmaması nedeniyle otobüslere binemiyorlar. Yetkililerin, görevlilerin ve toplumun özensizliğinden yakınıyor.

04 engellikucuk 10

Ortopedik engellilerin sorunlarını Sakatlar Derneği üyesi Mustafa Özdemir, Mustafa Koca ve Hüseyin Sevinç ile konuştuk.

>> Gündelik hayatta en sık karşılaştığınız sorunlar neler?

Mustafa Özdemir

Mustafa Özdemir

Mustafa Özdemir: Dışarıda tuvalete gidemiyoruz, hiçbir yerde engelliye uygun tuvalet yok. Camiye gitmek istiyorum, engelli girişi yok. Fatih Camii’nde bu umursamazlığa isyan ettim ve 2 ay önce caminin camlarını kırdım cuma namazı sırasında. Ancak o zaman beni ciddiye alıp engelli rampası yaptılar. Yaptılar da ne oldu, abdest alacak yerimiz yok, musluklar da tuvaletler de bize uygun değil. Bu talebi de dile getirdim “Eee senin de amma problemin varmış” dediler. Bunlar problem değil, ihtiyaç. Bizi problem olarak görmeleri üzücü. Yakın zamanda gidip muslukları da kıracağım. Başka türlü anlamıyorlar. Aksaray metrosunun asansörüyle ilgili sorunlarımızı da, ancak asansörün camlarını kırdıktan sonra dikkate aldılar.

Kaldırımlarda olmayan rampalar, rampanın önüne park etmiş araçlar, otobüslerin duraklara yanaşamaması… Çok sorunumuz var ama bunları belediyelere ilettiğimiz zaman “Sen git engelli derneği başkanın gelsin, o anlatsın” diyorlar.

Mustafa Koca: Yolda yürürken her gün kaldırımda en az 4-5 insan beni dilenci zannedip kovmaya çalışıyor.

MÖ: Ben geçen bir bakkalın camına tıklattım bisküvi almak için, eliyle işaret yapıp “Git buradan” dedi. Ben de camını kırdım bu yüzden. “Ben seni dilenci sanmıştım da o yüzden git dedim” dedi sonra.

Hüseyin Sevinç ve Mustafa Koca

Hüseyin Sevinç ve Mustafa Koca

Hüseyin Sevinç: Ben sonradan engelli oldum. Bir iş kazası geçirdim, yüksek gerilime kapıldım 1995 yılında. Kollarımı kaybettim. Tekerlekli sandalyedeki arkadaşlar kadar çok sıkıntı yaşamasak da bizim karşımıza da çok engel çıkıyor. Engellilere “Ne işin var kardeşim burada, bir de seninle mi uğraşacağız, git evinde otur” deniyor.

Örneğin toplu taşıma kullanacağım zaman bazen görevliler kartımı görmek istiyor. “Kart cebimde, elim yok çıkartamıyorum” diyorum, “Bana ne” diyorlar. O zaman kartı cebimden almalarını söylüyorum, “Elimi cebine sokmam” diyorlar.

>> Belediyelerin, engellilerin karşısına çıkan engelleri tespit edip düzeltmek için bir kadrosu yok mu?

MK: Var da yönetimin işine gelmiyor onları dinlemek. Eğer belediyelerde çalışan engelliler sorunları gündeme getirip çözülmesi için bastırırlarsa “Bak sana bu halinle iş vermişiz, bizi daha fazla uğraştırma” demeye getiriyorlar. İşten kovulma korkusu çok yüksek.

MÖ: Ben Kadir Topbaş’ı da, Fatih Belediye Başkanı’nı da tekerlekli sandalyeye bindirerek gezdirdim, daha ilk sokakta engeller yüzünden ilerleyemez hale geldik. “Yapacağız” diyorlar ama bunlar hep sözde kalıyor. Bir denetleme mekanizması yok.

>> Belediyelerin hizmetlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

MÖ: Sırf zorunluluktan yaptıkları şeyler, göstermelik. Fatih’te bir sağlık ocağı var, merdivenlerin yanına engelli rampası yapmış mesela. Sorsan engelli erişimi var. Ama rampa yerden 10 cm. yukarıda bitiyor, altı boşluk. Ben buraya nasıl çıkayım? Camlarını kırdım, yapacağız dediler ama yapmadılar.

MK: Devlet ne zaman bir şey yapsa, on şeyi bozuyor hemen ardından. Örneğin yoğun uğraşlarımız sonucu kaldırımlar düzeltildi, kısa süre sonra kaldırım yenilemesi yaptılar ve bütün uğraşlarımız boşa gitti. Kaldırımları öyle bir yükselttiler ki çıkamıyoruz rahatça.

MÖ: Belediyeler engellilere hizmet etmesi için özel araçlar aldılar. Bu rampalı araçlara rahatça çıkıyoruz ve bizi istediğimiz yere bırakıyorlar. Ama 160 tane alınan bu araçları 05 ortopedik3 02bulmak imkansız. Akülü tekerlekli sandalyemiz yolda arıza yaptığında arıyoruz, “Araçlarımız dolu” diyorlar. 3 gün önceden haber vermek gerekiyormuş gitmek istediğimiz yeri ve zamanı. Biraz araştırdığımızda gördük ki bu araçlar amaçları dışında kullanıldığı için durum böyle. Bazı şoförler aracı almış götürmüş bir kahvede oyun oynuyor. Tophane’deki bir okulun müdürü engelli olmayan çocuklarını okula bırakması için kullanıyor bu aracı mesela.

MK: Bir İETT otobüsü dört tane engelli alabilir, ama çoğu otobüs artık birden fazla yolcu almıyor. Karı koca olsalar bile ayrı otobüslerde gitmesi isteniyor.

MÖ: Belediye otobüslerinde şoförler bizi almıyor. Durakta görünce adeta kaçıyorlar, durağın öncesinde bırakıyorlar yolcuları. Diyelim bizi alacak bir tane bulduk, bu sefer de indirmiyorlar. Şoför koltuğundan kalkıp rampayı açmak onlara zor geliyor. Otobüsün rampasını şoförler açmadığı için hep yolculardan rica ediyoruz. Onlar da bilmedikleri için kapağı çok sert açıyorlar, kapak kırılıyor.

>> Şoförleri şikayet edip de sonuç aldığınız oldu mu hiç?

MÖ: Arabanın numarasını ve hattını not alıp şikayet ettim bir kere. Belediye aracıydı. Şoförü otobüsten alıp çöp arabasına vermişler. Bir gün yolda karşılaştık, çöp kamyonunu durdurup “Ne geçti eline? Mutlu musun şimdi?” diye bana bağırdı. Ben de “Mutsuzum, keşke çöp arabasına değil de bok arabasına verselerdi seni” dedim. Üstüme yürüdü, çevredekilerin tepkisinden korkmasa beni dövecekti.

1313128068_engelli2-1MK: Edirnekapı’dan Fatih’e gelirken 39D’ye binmek istedim şoför beni almadı, yetmezmiş gibi küfür etti. Ben de şikayet ettim. 10 gün sonra geri dönüş yaptılar 377 lira para cezası verilmiş, şoför işten çıkarılmış. Bu yüzden benzer sorunlarla karşılaşan engellilere hat ve plaka numaralarını alıp şikayet etmelerini tavsiye ediyorum.

SİYASAL PARTİLER SADECE KENDİ ADAMLARINA YARDIM EDİYOR

>> Siyasi partilerin engellilere yönelik tutumunu nasıl buluyorsunuz?

MK: Partiler, özellikle de AK Parti hep kendi adamına yardım ediyor. Benim mahallemde kolunda 4-5 tane bileziği olan kadına; evi, arabası, parası olan adama bile yardım ediyorlar kendi çevrelerinden diye. Doğalgaz kullanan durumu iyi insanlara bile kömür veriyorlar, onlar da satıp parasını alıyor. Bir tarafta durum böyleyken öbür tarafta engelliye yardım etmiyorlar. Ben kömür almaya gittim “Yardım listesi doldu, yer kalmadı” dediler.

YÜZDE 95 ENGELLİ RAPORU 1 GÜNDE YÜZDE 51’E İNEBİLİYOR

>> Sağlık sisteminde ne gibi sıkıntılarınız var?

MÖ: Sağlık ocaklarına erişirken çok zorluk çekiyoruz. Zonguldak, Ereğli’de yaşarken kaç kere belediyenin camını kırdık. Ancak o zaman dikkate aldılar.

MK: Benim yüzde 95 engelli raporum vardı, 6 ay önce yeniletmeye gittiğimde yüzde 51’e indirdiler Haseki Hastanesi’nde. Bu yüzden vakıftan aldığım yardım parası da kesildi. Doktora sordum “Hocam benim nerem sağlam? Yüzde 95’lik raporu aldığımdan beri iyileştim mi de indirdiniz?” diye. “Sana bunu verdiğimize şükret” dedi doktor bana.

MÖ: Ben de akülü tekerlekli sandalye almak için rapor almaya Vakıf Gureba’ya gittiğimde doktor ellerimi ve parmaklarımı oynatmamı, kollarımı açmamı istedi. Dediklerini yaptıktan sonra bana “sen sağlamsın, sana akülü araba gerekmez” dedi. Yoğun tartışmalar sonunda alabildim ancak raporumu.

04 engelli 10

Devamı: https://onurerem.com/2012/12/10/engelliler-icin-engellilere-ragmen/

Önceki bölümler:

https://onurerem.com/2012/12/10/yardim-meselesi-degil-hak-mucadelesi/

https://onurerem.com/2012/12/09/engellinin-iki-secenegi-var-ya-evinde-otur-ya-sokakta-iskence-cek/

https://onurerem.com/2012/12/07/engelliye-devlet-eliyle-ayrimcilik/

 

Uncategorized içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | 6 Yorum