Yardım meselesi değil, hak mücadelesi

Şehir Plancıları Odası’ndan Gürkan Akgün engellilerin kentte karşılaştığı zorlukları BirGün’e değerlendirdi:

>> Engellilerin kente entegrasyonu İstanbul’da neden mümkün değil? Örneğin bir kaldırıma tekerlekli sandalye rampası yapılırken neden bu rampa düzgün yapılmıyor? Maaliyeti aynı sonuçta. Neden genel bir umursamazlık var?

2005 yılında 5378 sayılı kanunla birlikte belediyelerin kente erişimini sağlaması konusunda zorunlu hale getirildi. Bunu hayata geçirmek için 7 yıl süre verilmişti, bu yıl dolacaktı ancak 3 yıl daha ertelendi. Sürekli başından savma söz konusu. Büyükşehirlerde bazı düzenlemeler yeni başladı, diğer şehirlerde hiç yok. Üniversitede yaptığımız konferanslara bile engelliler erişemiyor.
Sorunun esas nedeni, yasada cezai bir yaptırımı olmaması. Sadece idari para cezası var. Eğer uygulamayan belediyelere ceza verilseydi böyle olmazdı. Ruhsata uygun bina yapmayınca nasıl ceza veriliyorsa, bir binayı, toplu taşımayı veya üstgeçidi de engellilere göre yapmak lazım.

>> Bu sorunun çözümü nedir? Hükümet istemedikten sonra bu yasaya cezai yaptırım eklenmesi mümkün değil…

Çözüm örgütlü mücadeleden geçiyor. Engellilerin haklarını hükümet yasaya geçirmek istemiyorsa örgütlü bir şekilde taleplerimizi dillendirmemiz lazım. Bu politik bir mücadele. Toplumun engellilere bakış açısından yasalara kadar algının değişmesi için çok uzun eğitim faaliyetleri verilmesi şart.
Engellilerin yaşadıklarını sosyal yardım algısından hak mücadelesi temeline getirmemiz lazım. Hak verilmez, alınır durumu burada da var. Engellilerin kendi haklarını aramaları şart. Maalesef bizim topraklarda örgütlenmek biraz zor

Devamı: https://onurerem.com/2012/12/10/engelliler-icin-engellilere-ragmen/

https://onurerem.com/2012/12/10/camlari-kirmadikca-dikkate-alinmiyoruz/

Önceki bölümler:

Bölüm 2 | İstanbul sokaklarında 2 gün boyunca tekerlekli sandalye ile dolaştım

Bölüm 1 | Engelliye devlet eliyle ayrımcılık

Söyleşi içinde yayınlandı | , , , , , ile etiketlendi | 5 Yorum

ENGELLİNİN İKİ SEÇENEĞİ VAR: Ya evinde otur, ya sokakta işkence çek

İstanbul’un en merkezi yerlerinde iki gün boyunca tekerlekli sandalyeyle gezdim; kaldırımlara çıkamadım, restoranlara giremedim, engelli asansöründe mahsur kaldım…

ONUR EREM
DSC_0786

Şişli Belediyesi’nin bulunduğu binanın önü. Kaldırım arabalardan gözükmüyor bile. Tek çare yoldan gitmek.

Dosyayı hazırlamaya başlarken yaya olarak bile yürümenin zor olduğu İstanbul sokaklarında, tekerlekli sandalyedekilerin neler yaşadığını hayal edemiyordum. Engel Sizsiniz dosyamız için konuştuğum insanlar yaşadıkları sıkıntıları anlatsalar da, bir tekerlekli sandalyeyle dolaşarak engellilerin sokakta yaşadığı zorlukları bizzat deneyimleyerek sizlere aktarmak istedim.

04 sandalye9 02

Buradan yürüyerek geçeni de kutlarım ben.

Ataköy’deki Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği’nin temin ettiği akülü tekerlekli sandalyeyle,   herhangi bir engelle karşılaştığımda kesinlikle ayağa kalkmadan 2 gün boyunca İstanbul’un en merkezi bölgelerinde gezdim; başkalarının yardımına ihtiyaç duydum, hatta bazı yerlerde yardıma rağmen ilerleyemedim.

İşte bu iki günlük yolculuğumda yaşadıklarım:

BİRİNCİ GÜN: ATAKÖY-TAKSİM-BEŞİKTAŞ
Dernek merkezinden Ataköy otobüs durağına giderken kaldırımda daha önce hiç dikkatimi çekmeyen çukur ve eğimlerin bir tekerlekli sandalyede ne kadar rahatsız edici olabileceğini farkettim.
Otobüs durağına geldiğimde amirlikte bekleyen şoförlere Taksim otobüsünü sordum. “İnşaat olduğu için saatler belirsiz. Oralar hep kazılmış durumda, dikkat et zorlanırsın bu halinle” dediler. Yarım saat sonra gelen 70T hattına binerken şoför daha önce görüştüğüm engellilerin anlattıklarının aksine engelli kapağını indirdi, otobüsü alçalttı. İlk durak olmasının da etkisi olduğunu düşünüyorum.
20121119_143720
Yolda giderken geçtiğimiz duraklara özellikle dikkat ettim. Durakların öncesine ve sonrasına parkeden araçlar nedeniyle otobüslerin durakların büyük bir kısmına yanaşması imkansız. Durağa yanaşamadığı için engellileri kaldırım yerine ancak yola indirebilir. Duraktaki kaldırımda bir rampa bulunmadığı için tekerlekli sandalye ile sokağın sonuna kadar giderek oradaki rampadan kaldırıma çıkmak mümkün olsa da araçların arasında tekerlekli sandalye ile yapılacak bir yolculuk son derece tehlikeli. Geçen ay kaldırıma çıkamadığı için çöp kamyonunun çarpması sonucu ölen engelli gencin acısı hala taze.

CADDELER GÖRECE İYİ, SOKAKLAR SORUNLU
Geçtiğimiz ana caddelerin çoğunun kaldırımlarında tekerlekli sandalye için rampa olsa da caddelere çıkan sokakların büyük bir kısmında kaldırımda tekerlekli sandalye ile gitmek mümkün değil. Ya çok darlar, ya araç parketmiş ya da işletmeler işgal etmiş.
Otobüsteki insanların acıma dolu bakışları arasında Taksim’e vardığımda otobüs medyandaki anıtın orada durdu. Şoför kalkıp engelli rampasını açmadığı için yolculardan yardım istedim. Rampayı açtıklarında kaldırımın 5 cm önüne açıldığını gördük. Şoföre inemeyeceğimi, kaldırıma yanaşmasını söyledim. Rampayı kapattık, kaldırıma yanaştık ve bir yolcu tekrar rampayı açarak bana yardımcı oldu.
Taksim’de bir süre dolaşarak erişilebilirliği test etmek istiyordum. Sonuçta bu bölge İstanbul’un önemli eğlence ve turizm merkezlerinden. En büyük özenle düzenlenmiş olması gereken İstiklal caddesi ve civarında karşılaşacaklarım, İstanbul’un geri kalanına dair önemli bir fikir verecekti.

20121119_141812

İnsanlık için küçük, benim için büyük bir basamak. Dikkat ederseniz çoğu restoranın girişinde bunlardan olduğunu siz de farkedebilirsiniz.

ÇALIŞMALAR ENGELLİYE “TAKSİM’E GELME” DİYOR
Meydandaki çalışmalar nedeniyle tekerlekli sandalye ile Talimhane tarafına geçmek imkansız. Tarlabaşı Bulvarı’nın kaldırımlarının tamamen kazılması nedeniyle bırakın bir engellinin geçmesini, o apartmanlarda oturan ortopedik engelli bir yurttaşın evinden çıkması tamamen imkansız hale gelmiş. İstiklal Caddesi’nin ilk sokaklarındaki çalışmalar nedeniyle bu sokaklara girmek imkansız. Yanda bırakılan boşluklar bir tekerlekli sandalyenin giremeyeceği kadar dar. İstiklal’de ise kırık yer döşemesi yürüyen insanlara sorun çıkardığı kadar tekerlekli sandalyedekilere de sorun çıkartıyor. Ansızın yerden yükselen taşlara takılmadan ilerlemek için sürekli manevra yapmak gerekiyor.
Caddeyi kesen sokakların yayalaşmış olanlarında rahatça dolaşmak mümkün. Ancak arabaların kullandığı sokakların kaldırımları o kadar dar ki, erişmek mümkün değil.
Karnım acıktığında sıklıkla yemek yediğim yerleri tek tek dolaşmama rağmen hepsinin girişlerindeki basamaklar ve merdivenler içeri girmeme engel oldu. 20121119_143129Kapitalist mantıkla bakınca talep olmadığı zaman arz da olmuyor. Ancak esas sorun, engellilerin İstanbul’da sokağa çıkıp İstiklal Caddesi’ne gelemeyecek durumda olması.
En sonunda meydandaki Anıt Büfe’nin girişinde basamak olmadığını farkederek içeri girdim. Sağdaki ilk masada elektrik girişi de mevcut olduğundan bir yandan yemek yerken bir yandan da aracımı şarj ettim.

OTOBÜSLER DURAKLARA YANAŞAMIYOR
Gümüşsuyu’ndaki otobüs durağına giderek Beşiktaş’a geçmeye karar verdim. Bu durakta da park eden araçlar nedeniyle otobüsler kaldırıma yanaşamıyor, ancak yol ile kaldırımın aynı seviyede olması otobüse erişebilmemi sağladı. Bir sonraki durak olan Teknik Üniversite’den binmeye çalışsaydım kaldırımın yüksek olması ve araçların İspark bilgisi dahilinde parketmesi nedeniyle otobüse binemeyecektim.
20121119_153024
Beşiktaş’ta iskelenin oradaki durakta inmek istediğimde şoföre kapağı açmasını söylüyorum. Ama şoför yine yolculara söyleyerek kapağı onlara açtırdı. Durakta parkeden taksiler nedeniyle otobüs durağa yanaşamadığı için yola inmek zorunda kaldım. Durağın ilerisindeki ışıklara kadar araçların arasından giderek orada kaldırıma çıkabildim.
Beşiktaş-Ortaköy arasındaki yolu denemek istedim. Ortaköy’ün kaldırımlarının oldukça dar olduğunu hatırlıyordum. Yolun başlangıcında kaldırımdaki kapaklar bana zor anlar yaşatsa da yolun yarısına kadar bir sorun yaşamadan ulaştım. Ancak aracın pilinin bitmesi, benim de yolculuğumun ilk gününün bitmesi anlamına geldi. Taksiyle gazeteye dönerek aracı şarja taktım.

İKİNCİ GÜN: MECİDİYEKÖY-ZİNCİRLİKUYU- ATAKÖY
04 sandalye1 02
Sonraki gün sabahtan Mecidiyeköy’ü gezmek, ardından Zincirlikuyu metrobüs durağına giderek İstanbul’un kenar semtlerinden birini gezmeyi planlıyordum. Ancak Mecidiyeköy’de yaşadıklarım, daha ücra semtlere gitmeme hiç gerek olmadığını gösterdi.
Mecidiyeköy’ün kaldırımlarında ilerlemek tahmin ettiğimden çok daha zordu: Kaldırıma parkeden arabalar, ansızın biten kaldırımlar, çıkması ve inmesi imkansız engelli rampaları, kaldırımın ortasından geçen su olukları… Muhabirimiz Olgu Kundakçı’nın yardımına rağmen geçemediğim noktalar oldu, kaldırımın yanlış eğimi nedeniyle defalarca yoldaki araçların arasına uçma tehlikesi atlattım. Ve o an anladım engellilerin neden sokağa çıkmadığını. Bir engelli olarak arkadaşlarımla eğlenmeye çıktığımı hayal ettim: Arkadaşlarım eğlenmekten çok bana yardım etmekle uğraşmak zorunda kalacaktı. Bir süre sonra insanlara zahmet vermenin yarattığı rahatsızlıkla evden çıkmak istemeyecektim.
04 sandalye2 02
Tekerlekli sandalyeyi alırken kesinlikle ayağa kalkmamaya karar vermiştim. Bir engelle karşılaşınca ayağa kalkıp atlamak çok kolay. Engellilerin psikolojisini daha iyi anlamak için bir engelle karşılaştıklarında hissettikleri çaresizliği benim de hissetmem gerekiyordu. Bu çaresizliği Mecidiyeköy’de o kadar yoğun hissettim ki, yarım saatlik bir gezintinin (aslında işkencenin) ardından bir an önce buradan uzaklaşmak istiyordum. Olgu ile birlikte Zincirlikuyu metrobüs durağına doğru yola koyulduk.

Büyükdere Caddesi İstanbul’un en modern caddelerinden biri. Her gün milyonlarca insanın kullandığı bu caddenin üzerinde sayısız kurumun genel müdürlüğü, alışveriş merkezi ve Şişli Belediyesi yönetimi bulunuyor. Ancak caddenin hali içler acısı. Mecidiyeköy’den Zincirlikuyu’ya varana kadar 2 kere öyle engellerle karşılaştık ki geri dönüp yolun karşı kaldırımına geçmemiz gerekti. Şişli Belediyesi’nin önüne parkeden araçlar nedeniyle kaldırıma çıkamamam, belediyenin engellileri ne kadar önemsediğini gösteriyordu.

04 sandalye3 02OTOYOL BAĞLANTISINDA, ARAÇLARIN ARASINDA
Büyükdere ile Barbaros Bulvarı’nın birleştiği noktada TAT Kulelerinin önünden metrobüs durağına doğru gitmeye çalışırken yaya geçidinde rampa olmadığını farkettim. Barbaros’ta arabaların yanından TAT Kulelerinin oradaki üstgeçide ulaşmaya çalışsam da üstgeçitte engelli asansörünün olmadığını gördüm. Metrobüse ulaşmam için tek yol Barbaros Bulvarı’nın E5 bağlantı yolunda araçların arasında karşıdan karşıya geçmekti. Adrenalin dolu bu yolculuğun sonunda Zincirlikuyu metrobüs durağının asansörüne vardım. Bu yolculuk belediyenin göstermelik bir engelli asansörü koyup engellinin oraya nasıl ulaşacağını umursamadığının en somut göstergesiydi.
04 sandalye7 02
Mecidiyeköy durağında inerek biraz da Cumhuriyet Caddesi üzerinde gitmek istiyordum. Ancak durakta indikten sonra merdivene monte edilen engelli rampasının kaldırıldığını öğrendim. “İnşaat var diye kaldırdılar, onun yerine asansör yapılıyor ama açılmasına birkaç ay var” dedi güvenlik görevlisi bana. İstanbul’un en işlek durağının bile bu halde olmasına üzülerek Ataköy’e giderek tekerlekli sandalyeyi iade etmeye karar verdim.
Mecidiyeköy’de tekrar metrobüse binebilmem için 11 otobüsün geçmesini bekledim. Ya çok dolulardı, ya da insanlar beni umursamadan hızla içine doluştukları için sonrasında engelli rampasını açacak yer kalmıyordu. 12. otobüse bindikten sonra bir köşeye geçtim. İneceğim durak yaklaşırken otobüsün içi o kadar kalabalıktı ki inebileceğimden şüphe etmeye başladım. Neyse ki insanlar manevra yapmama yetecek kadar açılabildi de ben de kapıya yaklaştım. Ancak otobüs yolcular engelli rampasını açmaya çalışırken kalktı. Neyse ki yolcular bağırdı da tekrardan durdu ve indim.
Ataköy durağındaki engelli asansörünün kapısını açmayı başaramadım (akbil okutmak gerektiğini unutmuştum). Ortalıkta bana yardım edecek güvenlik görevlisi de yoktu. Ne yapacağımı düşünürken otobüslerin birinden engelli bir yurttaş indi. “Bendeki kart asansörü açıyor” dedi, asansörü açtı ve bizi bekleyen sürprizin farkında olmadan içeri girdik.

04 sandalye4 02ENGELLİ ASANSÖRÜNDE MAHSUR KALMAK
Asansörün düğmelerine basmamıza rağmen bir hareketlenme yoktu. Kapı da üzerimize kilitlenmişti ve dışarı çıkamıyorduk. Asansörün içindeki acil durum telefonunu kaldırdık ama telefon bozuktu. Bir dakikadan uzun süre alarm ziline bastık lâkin E5’in gürültüsü nedeniyle alarmı yalnızca biz duyabiliyorduk. Bizi kurtarmaya kimsenin gelmeyeceğini anladığımızda otobüs şoförlerine el sallayarak güvenlik görevlisini çağırmalarını istedik. Biri indi, üstgeçitteki güvenlik görevlerine ıslık çaldı ama duyan olmadı. Arkasında biriken otobüsler nedeniyle yukarı çıkamadığı için yola devam etti.
Bir süre sonra yolculardan birinin dikkatini çekmeyi başardık. Asansörün yanına gelen yolcuya sesimizi duyurmayı başaramıyorduk. Çantamdan çıkardığım kağıda “Mahsur kaldık, güvenliğe haber ver” yazdım ve camdan gösterdim. 2 dakika sonra yanımıza gelen güvenlik görevlisi elektrik kablolarıyla bir süre uğraştıktan sonra asansör harekete geçti. Sonunda kurtulmuştuk.

– Asansöre beraber bindiğim engelli yurttaş ile bu sürede epey sohbet etme fırsatımız oldu. “Şu hale bak, bizi umursayan yok. Bir asansör yapmışlar hemen bozuluyor. Engellinin halinden yine engelli anlar. Senin yaşında yaşadığım zorlukları çok iyi bilirim” dedi. Yüzde 40 engelliydi ve lise terk olduğu için iş bulamıyordu.

04 sandalye5 02

“Senden bir ricam olacak, eğer internette falan devletin sözleşmeli işçi ilanını görürsen bana haber ver. Lise terk olduğum için memur olamıyorum, yıllardır işsizim” diyordu bana. Telefon numarasını verdi ve yollarımız ayrıldı.
Omurilik Felçlileri Derneği’ne vardım, saatler sonra ayağa kalktım. Dernek çalışanları “nasıl geçti” diye soruyordu ve cevap vermekte zorlanıyordum.

Devamı:

Devamı: https://onurerem.com/2012/12/10/engelliler-icin-engellilere-ragmen/

https://onurerem.com/2012/12/10/camlari-kirmadikca-dikkate-alinmiyoruz/

https://onurerem.com/2012/12/10/yardim-meselesi-degil-hak-mucadelesi/

Öncesi: Bölüm 1 | Engelliye devlet eliyle ayrımcılık

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | 8 Yorum

Engelliye devlet eliyle ayrımcılık

Binnaz Uzun’un hayat hikayesi, devletin engelli politikalarının bir özetini yansıtıyor: Ortaokul sınavına başvuramadı, kazandığı liseye ve üniversiteye gidemedi, mezun olduğunda  hakimlik sınavına alınmadı

ONUR EREM

Gelişmiş ülkelerde devletler engellilerin hayatını kolaylaştırırken Türkiye’de önlerine yeni engeller çıkarıyor. Bedensel engelin yanı sıra bir de devletin engelleriyle uğraşmak zorunda kalan engelliler, bu yüzden kamusal alana dahil olamıyor; seslerini ve taleplerini duyuramayarak bu ‘görünmezlik sarmalı’nın mağduru haline geliyor. Binnaz Uzun’un hayat hikayesi, bir engellinin hayatı boyunca karşısına çıkan engelleri anlamamıza yardımcı oluyor:

 >> Önce sizi tanıyalım…

1965 yılında Manisa’da doğdum. Çocuk felci ve ardından geçirdiğim ameliyatlar nedeniyle bacaklarımda sorun var. İlkokulu Manisa’nın Salihli ilçesinde okudum. İlkokuldaki öğretmenim çok duyarlı ve ilgiliydi. Belki de onun sayesinde birçok şeyi kolaylıkla atlattım. Onun sayesinde ilkokulda hiçbir zorluk yaşamadım. Sınıfta benim gibi 2 arkadaş daha vardı. Bugünün aksine, bizim dönemimizde önemli bir sorundu çocuk felci.
>> Eğitim hayatınızda ne gibi sıkıntılar yaşadınız?
03 binnaz uzun 02
İlkokulun sonunda parasız yatılı okul sınavlarına başvuracağım zaman anladım ilk defa durumumun farklı olduğunu. Sınıfın en başarılılarından biriydim ve iyi bir yeri kazanabileceğimi düşünüyordum. Okul müdürü sınava başvurmak istediğimi duyduğunda babamı çağırdı okula. Bir odaya girip konuştular. Babam odadan çıktığımda sınava başvuruda bile bulunamayacağımı söyledi. Yönetmeliğe göre “keller, körler, topallar, sağırlar” sınava giremiyordu ve bu durum aynen böyle ifade ediliyordu. Kelliği de bir engellilik olarak görüyorlardı. Öğretmenim bu durumu öğrenince gidip Milli Eğitim İlçe ve İl Müdürlüklerine giderek durumu çözmeye çalıştı. “Gerekirse ben sırtımda okula getirip götürürüm, bu başarılı öğrencimin sınavlara girmesine izin verin” dedi yöneticilere, ama kimse umursamadı. O zamanlar anlamlandıramamıştım bana uygulanan ayrımcılığı.
Ortaokulda istediğim yere gidemedim bu yüzden, Salihli’de devam ettim. Ortaokulun sonuna geldiğimde ise lise sınavları dönemi gelmişti ve ben daha önce yaşadığım bu tecrübe yüzünden sınava girmek bile istemiyordum.
Müdür yardımcısı ile konuştuğumuzda sınava girebileceğimi söylediler ve başvuru sürecinde bir sonuç yaşamadan sınava girdim. Sonuçlar açıklandığında İzmir Kız Lisesi’ni kazandığımı gördüm. Okula kayıt yaptırmak için bir devlet hastanesinden “sağlıklı olduğuma dair rapor” almamı söylediler. Benim bundan anladığım “bulaşıcı hastalığı yoktur” gibi bir rapordu.
DEVLET YATILI LİSESİNDE OKUYAMAZ
Rapor süreci yaklaşık bir ay sürdü. Bir ay boyunca çok defa doktora gittim, kurulun önünde yürüdüm ve en sonunda rapor olumsuz çıktı: Devlet yatılı okulunda okuyamaz! O okula da gidemedim.
İşin ilginci, aynı okulda durumu benden kötü olan, tekerlekli sandalyede öğrenciler okuyordu. Başka hastaneden rapor almışlar. Biraz şansa veya torpile bakıyor demek ki. Bir kıstas yok bu konuda.
Salihli’ye geri döndüm. Üstelik kaybettiğim zaman nedeniyle okula bir ay geç başladım. Üniversite sınavlarına gireceğim sene ilkokul öğretmeni olmak istiyordum.
KELLER, KÖRLER, TOPALLAR, SAĞIRLAR GİREMEZ
Bizim dönemimizde sınav başvurusuyla birlikte tercih yapılıyordu. Tercih kılavuzuna baktığımda özel şartlar bölümünde “Keller, körler, topallar veya sağırlar ilkokul öğretmenliği bölümüne giremez” yazıyordu. Bu yüzden istediğim bölüme giremedim, Ankara’da Gazi Üniversitesi’nin Kamu Yönetimi bölümüne kayıt oldum.
Ama aklım hep ilkokul öğretmenliğindeydi. İkinci yılımda üniversite sınavlarının tercih kılavuzuna baktığımda öyle bir madde olmadığını gördüm. Sınava girip Çanakkale Eğitim Yüksekokulunu kazandım 1983 yılında. Daha önce yaşadığım sıkıntıları göz önünde bulundurarak sağlık raporunu almadan önce gittim okulla konuştum ve onları almamı söyledikleri hastaneye gittim rapor almaya. Orada da “böyle bir durumum var, eğer bana engel çıkartacaksa en başından söyleyin sonra zaman kaybetmeyeyim boşuna” dedim. Onlar da kesinlikle durumumun engel çıkarmayacağını söylediler ve raporumu verdiler.
Okula kayıt yaptırdıktan sonra beden eğitimi dersleri çıktı ortaya, bu derslere girmem gerekiyordu. Ben de beden eğitimi derslerine giremeyeceğime dair rapor götürdüm. Rapor kabul edilmedi. Gerekçeleri beden eğitimi derslerinin zorunlu ders olması ve girmeyenlerin devamsızlıktan sınıfta kalmasıydı.
‘BEDEN EĞİTİMİNE GİREMİYORSAN KAYDINI SİL’
Okul yönetimine durumumu anlatan bir dilekçe yazarak ne yapmam gerektiğini sordum. Bir iki hafta beni oyaladılar ve sonrasında okul müdürü beni odasına çağırdı. “Yanımızdaki binada seramik bölümü var. Orada çamura şekil veriyorlar. Biz ise burada insana şekil veriyoruz ve senin bu fiziksel durumun yüzünden sana istediğimiz şekli veremeyeceğiz. Bu yüzden karar verdik, beden eğitimi derslerine giremiyorsan kaydını sildireceksin” dedi bana. Ben de bunu bana yazılı olarak vermelerini istedim, vermediler.
Okul bahçesinde 3-5 gün süren bir oturma eylemi yaptım, öğretmenlerle konuştum, hiçbiri fayda etmedi. En sonunda Ankara’da YÖK’e gittim tek başıma. Kapısında 8 saat bekleyerek Eğitim İşleri Genel Müdürlüğü’nden randevu almayı başardım.
03 binnaz uzunn 02
Görüşmede durumumu anlattım ve bunun düzeltilmesini istedim. Bana ilk söyledikleri şey “sen bu okulu tercih edemezdin zaten” oldu. Onlara kılavuzda böyle bir maddenin yer almadığını söylediğimde inanmadılar ve kılavuzu arşivden getirip baktıklarında şaşırdılar. Bir sonraki aşamada “niye beden seçiyorsun, resim seç, müzik seç” dediler. Bu sefer de onlara beden eğitimi dersinin zorunlu olduğunu söyledim. Son olarak “sen bu okula zaten rapor alıp kaydını yaptıramazdın” dediler. Ben de onlara sağlık raporumu gösterdim ve üstelik bu raporu üniversite hangi okuldan al diyorsa oradan aldığımı söyledim.
YÖK: SAHTEKAR OLMADIĞINI KANITLA
Durumu çözemeyeceklerini anlayınca “sen bu sağlık raporunu almak için tetkiklere kendinin girdiğini kanıtlayabilir misin?” diyerek benim doktor kontrolüne başkasını soktuğumu söylediler. Açıkça bana yalancı diyorlardı. Üstelik böyle bir iddiada bulunanın bunu kanıtlaması lazımdı.
Yapabileceğim hiçbir şey yok mu?” diye sordum. Bir dilekçe verebileceğimi, 6 ay sonraki kurulda görüşüldükten sonra cevap vereceklerini söylediler. Ama 6 ay sonra zaten devamsızlıktan atılacaktım. “Keşke bunları baştan hesaplasaydın, kendine başka bir dal seçseydin dediler. Daha fazla uğraşsam da bir sonuç alamayacağımı anlayarak Çanakkale’ye geri döndüm.
Döndüğümde kaydımı kendi isteğimle silmemi söyledi okul yönetimi bana. Ben de buna karşı çıktım, okuldan ayrılacaksam gerekçesinin açıkça gösterilmesini istedim. Bir hafta boyunca okul yönetimiyle tartıştıktan sonra artık gücüm kalmadı, pes ettim ve kendi isteğimle kaydımı sildim.
Tekrardan sınava girerek İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazandım. Hakim veya savcı olmak istiyordum. Mezun olduktan sonra hakimlik ve savcılık sınavına başvurmak istedim. O zaman da sağlık raporu istediler. Raporda “engellidir” diyecekti ve ben aynı sonuçla karşılaşacaktım.
‘ENGELLİLER DEVLETİ TEMSİL EDEMEZ’
Adalet Bakanlığı’na bir dilekçe yazarak “Ben bir hukuk mezunu olarak hakimlik ve savcılık sınavına başvurmak istiyorum. Bununla ilgili istenen sağlık raporunun niteliği ve şekline ilişkin bilgi istiyorum” dedim. Bir ay sonra cevap geldi ve “Sağlıklı olduğunuza dair bir rapor almanız gerekmektedir” diyordu. Bu kadar. Pes ettim ve vazgeçtim hakim olmaktan.
Engellilerin neden hakim veya savcı yapılmadığına dair resmi bir açıklama yok. Ama anladığım kadarıyla bunun arkasında “Hakimlik ve savcılık devleti temsil eden kurumlardır. Sakatlık da Türk toplumunda alayla karşılanan bir durumdur. Dolayısıyla devlet kurumlarıyla alay edilmemesi için buna izin vermiyoruz” diye bir düşünce var.
>> Bölüme girerken hakim veya savcı olamayacağınız söylenmiş miydi?
Hayır söylenmemişti. Hakim olamayınca avukatlık yapmaya başladım. Benden adliyeler arası koşturma istiyorlardı ve bu da benim için çok zor bir şey. Bu yüzden hakimlik bana daha uygun bir meslek olacaktı ama devlet izin vermedi.
Avukatlık yaparken çok zorluklar çektim. Devlet binaları engellilere kesinlikle uygun değil. Örneğin Kadıköy Adliyesi’nde asansör 2 yıl boyunca sürekli bozuluyordu. Bir gün çalışıyorsa bir gün de bozuktu. Benim bir davaya girmek için merdivenlerde 4. kata çıkmam gerekmişti. Ama burada bitmedi. Fotokopi çekmek için tekrar zemin kata indim, bir belge almak için 5. kata çıktım, davayı açmak için başka kata, kayıt yaptırmak için yine farklı bir kata gitmem gerekti. Vücudum harap oldu. O günden sonra bir hafta boyunca ağrılarımdan dolayı evden çıkamadım.
Daha yeni yapılan Çağlayan Adliyesi de engellilere göre değil. Binaya bir şekilde ulaşmayı başarırsan içeride her şey güzel, ama binaya engelli erişimi imkansıza yakın. Metrobüs durağında engelli asansörü yok örneğin. Üstelik metrobüs de, adliye de İstanbul’un en yeni yapılarından!
Alanda çalışmak yerine ofiste çalıştığımda ise dışarıda çalışan arkadaşlara göre daha az iş yaptığım izlenimi oluşuyordu daha önemli bir iş yapmama rağmen. Bu yüzden diğerlerine göre daha az maaş almam gerektiği tartışılmaya başlanınca istifa ettim. O günden beri de avukatlık yapamadım. 5 senedir hukuk bürolarına başvuruyorum, 5 senedir tercih edilmedim engelli olduğum için.

ENGELLİ ANNE OLMAK DA ZOR!

>> Şimdi ne işle uğraşıyorsunuz?
Şimdi evde çocuğumu büyütüyorum. Engelli anne olmak da engelli eş olmak, engelli sevgili olmak gibi kendine özgü sorunları olan bir durum. Kızım hep benimle zaman geçirdiği için bu durumu o kabullenmiş vaziyette. Ama beraber okuluna gittiğimiz zaman kızımın arkadaşları anneleriyle birlikte önümüzden koştururken biz yavaş yavaş yürüdüğümüzde ona açıklama yapmam gerekiyor. “Onların acelesi var kızım, bir tadını çıkartıyoruz” diyorum. Ama kızım artık büyüdü, “anne hadi ya, onun annesi sakat değil sen sakatsın” diyor. Arkadaşları beni gördüklerinde hemen yürüyüşümün taklidini yapmaya başlıyorlar. Bir taraftan bunlar onların kabullenişi açısından benim hoşuma gidiyor. Ama diğer taraftan çocuklarının kafasına vurup “yapma kızım, sonra sen de onun gibi olursun” diyen bir anne çocuğun zihninde “sakatlık” bakış açısını yaratıyor.
Yaşadığımız zorluklara karşı engelliler olarak örgütlenip sokağa çıkmamız lazım ama yapamıyoruz. Engelliler zaten yaşamları boyunca yavaş yavaş sokaktan uzaklaşmaya zorlanıyor devlet tarafından önüne koyulan engellerle. Şimdi ücretsiz toplu taşıma kartımızı da almak için hamleler yapıyorlar. Bazı arkadaşlarımızın ellerinde almaya başlamışlar. Artık sadece çok ağır engellilere verilecekmiş. O kadar ağır engeli olan insanlar evden çıkamıyor ki! Ücretsiz toplu taşıma kartını ne yapsın?

EMEKLİLİK BİLE SORUNLU
Emeklilik sürecinde büyük zorluklarla karşılaşıyoruz. Yüzde 40’ın üzerinde raporu olan engellilerin 3.600 iş gününü doldurduklarında emekli olmaya hakları var. Ama bunun için tekrardan engellilik raporu almak gerekiyor. Rapor almak isteyenlerin de genellikle engel oranları düşürülüyor. Örneğin önceden yüzde 50 raporu olan bir engelliye bu raporu almaya gittiğinde muayene bile yapılmadan yüzde 20’lik rapor verilebiliyor.
Ben emekliliğim sürecinde bambaşka bir sorunla karşılaştım. Bir süre İstanbul’da, bir süre de Manisa’da çalıştığımdan emeklilik başvurum için bu iki şehirdeki dosyalarımın birleştirilmesi gerekiyordu. Bunun için Manisa SSK’nın İstanbul’a bir belge yollaması gerekiyordu. Bu kağıt gelmiş ama nerede olduğunu bilen yok. Sadece kağıdı bulabilmek için en az 15 kere SSK binasına gitmemiz gerekti. Telefonla arıyorum, gelip bakmam gerektiğini söylüyorlar. Gidiyorum, görüştüğüm birimler “bizimle çok alakalı değil, başka departmana gidin” diyor. Bina da engellilere uygun değil. Asansörü olmayan bir binada her seferinde beşinci kata çıkıp sonra da katlar arasında koşuşturmam gerekiyordu.

AZİZ NESİNLİK BÜROKRASİ
En sonunda bir birim “arşivlere bakılması gerek ama arşive gönderebileceğimiz bir elemanımız yok” dedi. Orada isyan ettim, “bırakın ben gireyim de bulayım o zaman arşivlerde” dedim. SSK’nın arşivlerine girerek belgenin hangi birime gittiğini buldum. O birime giderek belgeyi alıp işlemleri yapacak olan diğer birime götürmek istedim. Ama belgenin aslını veremeyiz dediler. “Fotokopisini verin” dedim, onu da veremeyeceklerini söylediler. Belgeyi Manisa’dan faks çeksinler dedim kabul etmediler, kargo yollasınlar dedim onu da kabul etmediler. “Yahu bu kurumun başka bir birimi bu belgeyi almadan ben emekli olamayacağım, ne yapmam lazım?” diye isyan ettim en sonunda. Bana müdürlerden biriyle görüşmemi ve eğer izin almayı başarırsam fotokopisini vereceklerini söylediler. Eğer müdür izin vermezse Manisa’ya gidip oradaki SSK’nın ilgili birimini bulup onlardan bizzat almam gerekecekti belgeyi! 3-4 gidiş gelişten sonra müdürle görüşmeyi başardık. Neyse ki insaflı çıktı da izin verdi müdür.
Bütün bu süreçte devletin engellilerin önüne yeni engeller çıkartarak emeklilik hakkından bile yararlanmaması, pes etmesi için çaba sarf ettiğini gördüm.

Devamı: Bölüm 2 | 2 gün boyunca tekerlekli sandalye ile İstanbul sokaklarındaydım

https://onurerem.com/2012/12/10/camlari-kirmadikca-dikkate-alinmiyoruz/

https://onurerem.com/2012/12/10/yardim-meselesi-degil-hak-mucadelesi/

https://onurerem.com/2012/12/09/engellinin-iki-secenegi-var-ya-evinde-otur-ya-sokakta-iskence-cek/

https://onurerem.com/2012/12/10/engelliler-icin-engellilere-ragmen/

Söyleşi içinde yayınlandı | , , , , , , , ile etiketlendi | 5 Yorum

3 Aralık Dünya Engelliler Günü

04 engellibuyuk 10Bugün 3 Aralık Dünya Engelliler Günü. Türkiye’de 2002 verilerine göre 8.5 milyon bedensel ve zihinsel engelli yaşıyor. Günümüzdeyse bu sayının 10 milyonu geçtiği tahmin ediliyor. Oysa Dünya Sağlık Örgütü’ne göre bir engelli grubu daha var: Sosyal engelliler. Çocuk yaşta veya evlenmeden hamile kalan kadınlar, şiddet gören azınlık grupları, aile içi şiddete maruz kalan kadınlar ve daha birçok grup toplumsal desteğe, terapiye ve devlet korumasına ihtiyaç duymaları nedeniyle sosyal engelliler sınıfına giriyor. Bu grupla birlikte Türkiye’deki engelli sayısı 20 milyonu geçtiği tahmin ediliyor.

Bu 20 milyonun sorunlarını çözme adına etkili adımlar atılamazken, engelliler sokaklarda zorluk çekmeye devam ediyor. Ama engelliler sadece kaldırımlarda zorluk yaşamıyor. Eğitim sürecinde dışlanan engelliler için eğitimlerine devam etmek büyük bir mücadele gerektiriyor. Eğitim sürecinin ardından iş bulması da zor.

Türkiye’de, engellilerin yaşamını kolaylaştırmak için çıkarılan yasalar, 7 Temmuz 2012’ye kadar kamusal alanın engellilere göre düzenlenmesini öngörüyordu. Ancak Bakanlar Kurulu’nun kararıyla bu tarih 3 yıl ertelendi.

3 Aralık Dünya Engelliler Günü bağlamında hazırladığımız bu dosyada engelliler, engelli dernekleri ve şehir plancıları ile görüşerek engellilerin karşılaştığı engelleri inceleyeceğiz.

Devamı | Bölüm 1: Devlet Eliyle Ayrımcılık

Bölüm 2: Engellinin iki seçeneği var: Ya evinde otur, ya sokakta işkence çek

Bölüm 3: Yardım meselesi değil, hak mücadelesi

Yazı içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

İstanbul’un merkezi böyleyse…

Kaldırım?

Kaldırım?

ONUR EREM

Burası İstanbul’un merkezi. Bunu ben söylemiyorum, sokağın sonunda eski Ali Sami Yen Stadyumu’nun yerine yapılacak gökdelen inşaatının brandalarındaki reklamlar söylüyor. İstanbul’un en modern semtlerinden Şişli’de, Mecidiyeköy Cemal Şair Sokak’taki Mecidiyeköy Gayrimenkul Yatırım AŞ’ye ait Rönesans Mecidiyeköy İş Merkezi’nin inşaatı bir haftadır kaldırıma taşmış durumda. Gençlerin bile yürümekte zorlandığı bu yol, bebek arabalı insanların ve yaşlıların kabusu olmuş durumda; tekerlekli sandalyedeki engellilerinse hiç şansı yok.
Sokağın karşı tarafında kaldırım hiç yok, Özel Mecidiyeköy Çevre Hastanesi önündeki kaldırımı yokederek yerine otopark yapmış. Yayalar her koşulda sokaktaki sıkışık trafiğe rağmen araçların arasında yürümek zorunda kalıyor. Yoldan geçen yurttaşlara sorduğumuzda “İstanbul’da sürücüler arabalarını çok tehlikeli kullansa da yoldan yürümek zorunda kalıyoruz. Bir gün bozuk kaldırımda dengemizi kaybedip yola düşmekten, veya yolda yürürken arabanın, otobüsün altında kalmaktan korkuyoruz” diyorlar.20121116_134303
İşte İstanbul’un merkezinde durum böyle. Merkezi böyle olan bir kentin kenar mahallelerini ve gecekondu semtlerinin nasıl olabileceğini anlatmaya gerek var mı?

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın