Erdoğan 2012’de neler dedi?

İşte Erdoğan’ın 2012’deki en duyarlı, en demokrat, en hümanist açıklamaları:

PATRON BUNA NASIL MÜSAADE EDER?

-Başbakan Erdoğan, Radikal gazetesinin köşe yazarı Cüneyt Özdemir için “Bu nasıl bir yazar? Bu yazara patronu nasıl müsaade eder?” diyerek işten atılsın talimatı verdi.

CEM EVİ DEĞİL UCUBE

-Başbakan Erdoğan, Karacaahmet Mezarlığı yanındaki cem eviyle ilgili “O cem evi bir ucube olarak yapıldı orada. Karacaahmet Türbesi’nin yanında ucube olarak durur. Alevilerin ibadet yeri cem evi değil camidir. Alevilik Hz. Ali’yi sevmekse en büyük Alevi benim” dedi.

KILIÇDAROĞLU BAHTSIZ BEDEVİ

-CHP genel Başkanı Kılıçdaroğlu için “Kılıçdaroğlu, ne zaman hükümeti yerse, dünyadan övgüler geliyor. Buna önünü görememek mi, okuma körlüğü mü, ülkesine şaşı bakmak mı denir bunu milletime bırakıyorum. Tam bahtsız bedevi” dedi.

PKK ZERDÜŞT, YEZİDİ

-Başbakan Erdoğan Kürtleri ‘yaradılanı severiz yaratandan ötürü’ anlayışıyla sevdiğini söyledi ve PKK’yi kastederek “Bunların Yaradan ile zaten ilgisi yok. Bu teröristlerin yeri belli, bunlar Zerdüşt. İşte şimdi kendileri açıklıyor, Yezidilikten bahsediyorlar. Bak neler çıkıyor” dedi.

DİNDAR NESİL YETİŞTİRECEĞİZ

-Başbakan Erdoğan, kendisine “Dindar değil, din tüccarı” diyen Kılıçdaroğlu’na, “Dindar nesil yetiştireceğiz” dedi.

HER KÜRTAJ BİR ULUDERE’DİR

– Sezaryen ile en fazla iki çocuk yapılabildiği için sezaryene karşı olduğunu söyleyen Başbakan Erdoğan, “Kürtajı bir cinayet olarak görüyorum. Her kürtaj bir Uludere’dir. Buna kimsenin müsaade etme hakkı olmamalı. Ha anne karnında bir çocuğu öldürürsünüz ha doğduktan sonra öldürürsünüz. Hiçbir farkı yok” dedi.

ESAD DEFOL

– Erdoğan Suriye Ulusal Koalisyon Lideri Muaz el Hatib’i kastederek “Şu anda dünyada 100’ü aşkın ülke bu kardeşimizin ve ekibinin liderliğini kabul etmiş vaziyette. Bu ne demek? ’Ey Esad biz seni artık tanımıyoruz, hadi defol’ demektir” dedi.

BUNLAR GAZETECİ DEĞİL TERÖRİST

– Erdoğan İtalyan Corriere Della Sera gazetesinin tutuklu gazetecilerle ilgili sorusunu “Türkiye’de cezaevinde yatan gazetecilerin çoğu gerçek gazeteci değil. Çünkü onların terör örgütleri ile bağlantıları var. Rakamlar da doğru değil. Çünkü yüzde 90’nın gazeteci olmadığını görüyoruz. Bu sadece bir propaganda” diye cevapladı.

BÖYLE HOCA OLSA NE OLUR, OLMASA NE OLUR

– Erdoğan, ODTÜ’deki protestolardan sonra öğrencileri destekleyen hocalar için “Siz nasıl bir üniversite yönetimisiniz ki ne biçim öğretim üyesisiniz? Öğretim üyesi, derse girmiyormuş. Girmezsen girme. Böyle üniversite öğretim görevlisi olsa ne olur olmasa ne olur” dedi.

MUHTEŞEM YÜZYIL’I KINIYORUM

– Erdoğan Muhteşem Yüzyıl dizisi için “Bizim öyle bir ecdadımız yok. Biz öyle bir Kanuni tanımadık. Biz öyle bir Sultan Süleyman tanımadık. Onun ömrünün 30 yılı at sırtında geçti. Sarayda o gördüğünüz dizilerdeki gibi geçmedi. Bunu çok iyi bilmeniz, anlamanız lazım. Ve ben o dizilerin yönetmenlerini de o televizyonun sahiplerini de milletimizin huzurunda kınıyorum. Ve bu konuda da ilgilileri uyarmamıza rağmen yargının da gerekli kararı vermesini bekliyorum” dedi.

ÇAMLICA’YA CAMİ BENİM İÇİME SİNDİ

– Erdoğan İstanbul’daki Çamlıca Tepesi’ne cami yapılması için emir verdi. Yarışma sonucunda jüri, birinciliğe layık olan bir cami bulunmadığını söylese de Erdoğan “Projelerden biri benim içime sindi” diyerek cami projesini kendi seçti.

YARGIYA TALİMAT VERDİK

– Erdoğan BDP milletvekillerinin yargılanması için yargıya talimat verdiklerini söyledi: “Yargıya zaten gerekenleri söyledik, yargı da gereğini yapıyor, biz de parlamentoda gereği neyse onu yapacağız.”

İDAMI GÖZDEN GEÇİRMEMİZ LAZIM

– Erdoğan Türkiye’de idam uygulaması olması gerektiğini söyledi: “ABD’de idam var, Rusya’da var, Çin’de var, Japonya’da var dünyanın birçok yerinde var. Bunlar BM Güvenlik Konseyi’nin ağırlıklı üyeleri. Yani Fransa, İngiltere hariç diğerlerinde var. O zaman durumumuzu gözden geçirmemiz lazım.”

ULUDERE’Yİ GÜNDEMDE TUTMAYA ÇALIŞIYORLAR

– Erdoğan, sorumluları hâlâ cezalandırılmayan Uludere katliamı için “Bir yıldır Uludere’yi gündemde tutmaya çalışıyorlar. Uludere’yi bu kadar basite indirgemeyelim, sonuçta terörist de sivildir” dedi.

KUVVETLER AYRILIĞI BİZİ ENGELLİYOR

– Erdoğan kuvvetler ayrılığına karşı çıkarak “Bunlara takılıp kalıyoruz. Dışarıdan bakanlarda ‘326 milletvekiliniz var yine bahane’ diyor. Ama kuvvetler ayrılığı denilen olay var ya o geliyor sizin önünüze bir engel olarak dikiliyor. Diyor ki ‘senin de bir oynama sahan var’ diyor” ifadelerini kullandı.

AÇLIK GREVİ DİYE BİR ŞEY YOK

– Erdoğan, cezaevlerinde 600 kişiyle başlayıp 10 bin kişiye çıkan açlık grevleri için “Açlık grevi diye bir şey yok, tamamen şov yapıyorlar. İçeride yemek yiyorlar. Açlık grevini teşvik eden BDP’li vekiller de kuzu kebap yiyor” dedi.

YUHALAYANLAR TERÖRİSTTİR

– Erdoğan, Sinan Erdem Spor Salonu’nda tenisçilere ödül vermek için sahneye çıkan bakanların protesto edenler için “Bunlar terörist” dedi.

Eklemeyi unuttuğum açıklamalar varsa, yorum kısmına yazın, ekleyeyim.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

İspanya’da sağlık işçilerinin büyük mücadelesi

“Bugün İspanya’da olanlar bazı ülkelerdeki insanlara çok uzak gözükebilir, ama dünyanın herhangi bir yerindeki kazanım veya gerilemelerin diğer ülkelere büyük yansımaları olduğunu unutmayın. Hepinizi İspanya konsoloslukları önünde eyleme davet ediyorum!”

Yazan: Dr. Andrew Coastes – ABD Ulusal Sağlık Programı için Doktorlar 2013 Başkanı
BirGün için çeviren: Onur Erem

628x471

Madrid’de doktorlar, hemşireler ve diğer sağlık çalışanları bir aydır sokaklarda yürüyüşler düzenleyerek hükümetin sağlığı özelleştirme planlarını protesto ediyor.

İspanya’nın 1986’da kurulan ulusal sağlık sistemi SNS anayasada tanımlanan görevini yerine getirir. Anayasanın 43. maddesi bütün İspanyolların sağlık hizmetinden yararlanma garantisinin olduğunu, devletin yeterli sağlık hizmeti sağlaması gerektiğini söyler.

Uygulanması ademi merkezileştirilen ve İspanya’nın 17 yerel hükümetine kendi önceliklerine göre karar alma yetkisi veren SNS’ye karşı girişilen saldırının başında Madrid bölgesinin hükümet var. Kasım ayında Madrid bölgesinde halk sağlığı merkezlerinin yüzde onunu ve altı hastanenin yönetimini özelleştirme girişimi başladı. Özelleştirilmesi planlanan sağlık birimleri bölgedeki sağlık kuruluşlarının yarısı ediyordu. Üstelik özelleştirilmesi planlanan hastanelerin hepsi, en son inşa edilmiş ve en yeni ekipmana sahip şirketlerdi.

PP’Lİ MADRİD VALİSİ BİLE İMZA VERDİ

Buna yanıt olarak eşi benzeri görülmemiş büyüklükte bir kitlesel hareket başladı ve bugün bu hareket dünya çapında ana akım medyanın bile haber bültenlerine girmeyi başardı. 100 binlerce kişilik eylemlere sağlık çalışanları ve hastalar omuz omuza katıldılar. Eylemlerden bağımsız olarak grevler yapıldı, sağlık çalışanları iş bırakarak iş yerlerinin etrafındaki yolları kestiler.

Hem ulusal hükümetin hem de Madrid’in yerel hükümetinin başında olan Partido Popular (PP – Halk Partisi) son olarak, yılda 300 bin hastaya bakan La Princesa Hastanesi’ni sadece 75 yaş üstüne hizmet verecek bir huzur evine çevirmek istediğinde büyük eylemler ve oturma eylemleri düzenlendi. 200 bin kişiden imza toplandı – ki imza verenlerin arasında PP üyesi Madrid Valisi de vardı. Bütün bunların sonucunda hükümet La Princesa planından vazgeçse de diğer alanlarda mücadele devam ediyor.

Geçen hafta bir grup hasta, hemşire ve doktor, hükümetin ekonomik danışmanının hastaneleri özelleştirme planını anlattığı Madrid Bölgesel Meclisi’ni bastı. Eyleme katılanlardan Dr. Marciano Sanchez Bayle attığı sloganlarla dikkat çekerken aynı zamanda polis tarafından dışarı çıkartılan ilk kişi oldu. Eylem boyunca bazı meclis üyeleri de ayağa kalkıp alkışlayarak eylemcilere destek verdi.

Sanchez Bayle

Sanchez Bayle

Eylemin ardından Kamu Sağlığını Savunma Örgütleri Federasyonu Başkanı ve aynı zamanda Uluslararası Sağlık Politikaları Birliği Başkanı olan Dr. Sanchez Bayle ile sohbet etme fırsatım oldu:

>> ABD’de yaşayan bir insan olarak sağlık hizmetinin devlet tarafından karşılanmasının bizim için hayal olduğunu söyleyebilirim. Bu yüzden bize İspanya’daki sağlık sistemini anlatarak nasıl işlediğini anlamamıza yardımcı olabilir misin?

İspanya’nın sağlık sistemi kamuya ait ve evrenseldir. Yani İspanya’daki herhangi bir insan bir sağlık sorunu olduğu düşündüğünde kamu sağlığı merkezine gidebilir. Burada doktorlar tarafından teşhis ve tedavi uygulanabilir, test yapılabilir veya hasta alanında uzmanlaşmış bir hastaneye yönlendirebilir. Tabi ki eğer durum acilse veya kamu sağlığı merkezlerinin çalışma saati dışındaysa, hasta doğrudan acil servise de gidebilir.

KAMUSAL SİSTEM ÖZELDEN DAHA VERİMLİ

Hastanelerimizin neredeyse tamamı kamuya ait. Bu hastanelerde testler de dahil olmak üzere her şey ücretsiz. Sadece reçeteye yazılan ilaçların bir kısmını hastanın ödemesi gerekiyor. Kişi başına maliyet olarak hesaplandığında İspanya sağlık sistemi ABD sağlık sisteminden 4 kat daha ucuza işliyor. Üstelik temel sağlık göstergelerine baktığımızda ABD’deki sağlık sisteminden daha başarılı olduğumuzu görüyoruz. Yani İspanya’nın kamuya ait sağlık sistemi, ABD’nin özel sağlık sisteminden kat kat daha verimli.

>> Hükümetin sağlık sistemini özelleştirme hedefi hastaları nasıl etkiler?

Çalışan sayısında büyük bir azalmaya gidilecek ve bu da doğal olarak hastalarla daha az ilgilenilmesi anlamına gelecek. Hastane için sıra beklenecek.

Bunlara ek olarak, özel şirketlerin sadece en çok kar getiren patolojilere yoğunlaşma eğilimi de başka bir sorun. Bu yüzden sağlık hizmeti yapısının bozulacak, hastaların en çok ihtiyaç duyduğu tedaviler en zor erişilebilir olurken, en az ihtiyaç duydukları da en kolay erişilebilir olacak.

Bunlar sadece kısa vadeli etkiler, çünkü PP bütün sağlık sistemini özel sigortalar üzerinden yürüyecek bir sisteme çevirmeyi hedefliyor. Bu modelin ABD’de nasıl bir felaket yarattığı ortada.

>> Doktorlar ve hemşireler nasıl etkilenecek?

Öncelikle daha az sağlık çalışanı istihdam edilecek. Çalışabilecek hastane bulan doktorlar ise fazla mesai ve çalışma koşullarının kötüleşmesi durumuyla karşı karşıya kalacak.

>> Özelleştirme girişimine karşı yapılan protestolar nasıldı?

Bu soruyu tamamen cevaplamak çok zaman alır – o kadar farklı örgütlerin o kadar çok sayıda protestosu oldu ki. Ama genel bir değerlendirme yapmak gerekirse, farklı çalışma günlerine sahip doktorlar, hemşireler, yöneticiler ve diğer sağlık işçilerinin birlikte katıldığı grevler yapıldı. İşçilerin yaptığı oturma eylemlerine hastalar da destek verdi. Hastanelerde başlayan bu grevler ve eylemler sonradan sağlık merkezlerine de yayıldı. 30 gündür protestosuz tek bir gün geçmedi.

344-1aDAjz.AuSt.55

“Dayanışma sadece dayanışılan insan için değil, dayanışan insan için de çok önemlidir. Çünkü dayanışma hepimizi daha iyi insanlar yaparken ortak mücadelelere fayda sağlar.”

Dahası, Madrid’de 100 binlerce kişinin katıldığı kitlesel eylemler düzenlendi. Hastane çalışanları her gün hastane binasının etrafındaki yolları keserek halkın dikkatini çekmeyi başardı. Geçen hafta ise “Hastanene Sarıl” sloganıyla birlikte Madrid’deki bütün hastanelerin etrafında insan zinciri yapıldı.

Bu süreçte en çok dikkat çeken şey halkın mücadelemize büyük bir farkındalık ve destekle yaklaşması oldu. İnsanlar sağlık haklarının ellerinden alınmasına karşı çıkıyor. Biraz da her İspanyol’un içinde yatan anarşist/gerilla ruhuyla birlikte bu konuda mücadele veren örgüt ve insiyatifler mantar gibi çoğaldı.

>> La Princesa Hastanesi’ndeki mücadele hangi yönüyle öne çıktı?

Madrid’in merkezinde yer alan 600 yataklı bu hastanede önemli uzmanlık alanları var. Madrid’in birçok bölgesinden ve hatta diğer bölgelerden insanlar buraya geliyor tedavi olmak için. Bu hastaneyi daha çok para getirecek bir huzurevine dönüştürme girişimi büyük bir hareketin kıvılcımı oldu: Hastanede örgütlü olan sendikalar oturma eylemine başladı ve bu eylem uzun süredir devam ediyor. Eyleme hastanedeki tüm çalışanların yüzde 90’ı katılıyor. Hastaların da önemli bir kısmı eyleme aktif olarak katılıyor.

Hastane yönetimi doktorların bir kısmıyla görüştü ve iki taraf fena olmayan bir anlaşmaya vardı. Ancak La Princesa meselesi dahil olmak üzere Madrid’deki sağlık dönüşümüne dair mücadelemiz hala devam ediyor.

>> Madrid’in dışında İspanya’nın diğer bölgeleri ve hatta Avrupa genelinde de çok sayıda sağlık hakkı protestosu görüyoruz. Hükümetlerin sağlığı özelleştirirken kullandıkları bahaneler neler?

“Kriz yüzünden paramız kalmadı” diyorlar ama bu büyük bir yalan. Madrid hükümeti bankaları kurtarmak için 215 milyar avro harcadı. Oysa sağlık sisteminin ihtiyacı sadece 7 milyar avro. Buradan da gördüğümüz gibi paraları var ama krizi sağlık sistemini özelleştirmek için bir bahane olarak kullanıyorlar. Amaçları özel sektörün, insanların sağlığı üzerinden kar etmesi.

APTOPIX Spain Financial Crisis

>> Madrid meclisini basma fikri nereden çıktı?

Mecliste halkın durumundan haberi olmayan ya da onları görmezden gelen vekillere halkın taleplerini göstermek istedik. Halkın seçtiği vekillerin, çoğunluğun taleplerini göz ardı etmesi kabul edilemez. PP’nin seçim programında sağlıkta özelleştirme yapacağından bahsetmediğini hatırlatmakta da fayda var. Bu yüzden halka yalan söylüyorlar diyebiliriz.

>> Dünyanın diğer bölgelerindeki insanlara ne söylemek istersin? Mücadelenize nasıl destek olabiliriz?

Sağlık hakkı, halkların sahip olması gereken önemli bir insan hakkıdır ve sonuna kadar savunulmalıdır. Bugün İspanya’da olanlar bazı ülkelerdeki insanlara çok uzak gözükebilir, ama dünyanın küreselleştiğini ve ülkeler arası bağlantıların çok sıklaştığını unutmayın. Dünyanın herhangi bir yerindeki kazanım veya gerilemelerin diğer ülkelere büyük yansımaları oluyor. Bize yardım etmek için insanlara mücadelemizden bahsedebilirsiniz, böylece sorunlarımız bilinir. İspanya konsoloslukları ve büyükelçilikleri önünde eylem yapmanız, Madrid hükümetine protesto postaları ve e-postları yollamanız bize önemli bir destek verir.

Dayanışma sadece dayanışılan insan için değil, dayanışan insan için de çok önemlidir. Çünkü dayanışma hepimizi daha iyi insanlar yaparken ortak mücadelelere fayda sağlar.

Çeviri içinde yayınlandı | , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın

İktidarın rektörleri

ODTÜ’deki polis şiddeti yerine öğrencilerin protestosunu kınayan çok sayıda üniversite rektörünün geçmişleri, iktidar ile ilişkilerini gözler önüne seriyor

ONUR EREM
Yiğit Özgür karikatüründen uyarlama

Yiğit Özgür karikatüründen uyarlama

İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi:

Üniversite rektörü Adem Esen, geçmişte AKP Konya Selçuklu Belediye Başkanı olmuştu. Belediye başkanlığı döneminde Selçuklu Belediyesi, durduğu yerde çöken Zümrüt Sitesi’nde 92 kişinin hayatını kaybetmesinin ardından açılan davada mahkum olmuş, belediye cezayı ödemeyince belediyenin banka hesabı ve gayrimenkullerine haciz konulmuştu. Adem Esen, faciada ölenlerin arkasından menfaatperestlik yapıldığını ifade etmişti. İçişleri Bakanlığı ise Adem Esen’in hakkında soruşturma izni vermemişti.

Marmara Üniversitesi:

Rektörlük seçimlerinde birinci olan Necla Pur’un yerine, üçüncü sırada yer alan ve AKP’ye yakınlığıyla bilinen Zafer Gül atandı. Pur’un 482 oyuna karşılık Gül’ün 302 oyu bulunuyordu.

İstanbul Teknik Üniversitesi:

Rektörülük seçimlerinde 458 oyla birinci olan Muhammed Şahin’in arkasından 317 oyla ikinci olan Mehmet Karaca 6 Temmuz 2012’de rektör olarak atandı. Karaca, rektörlüğe gelir gelmez YÖK’ün yasal bağlayıcılığı olmayan bir tavsiye mektubunu uygulamaya sokarak 50d kadrosunda çalışan asistanları işten çıkarmaya başladı, İTÜ’de büyük protestolara yol açtı.

Yıldız Teknik Üniversitesi:

Rektörülük seçimlerinde oyların yüzde 81’ini aldıktan sonra rektör olarak atanan İsmail Yüksek 6 Ekim 2012’de Recep Tayyip Erdoğan’a fahri doktora unvanı verdi ve ”Eğitim ücretini kaldıran değerli Başbakanımıza teşekkürler” yazan ”T Cetveli” hediye etti. Yüksek, ODTÜ olaylarına dair açıklamalarına “içtenlikle mi imza attınız?” diye soran bir kişiye twitter üzerinden “emir mi cevap istiyorum vermiyorum ne yaparsın molotof mu atarsın lastik mi yakarsın” diye cevap vermişti.

Galatasaray Üniversitesi:

Galatasaray Üniversitesi Rektörü Ethem Tolga, Sebahat Tuncel’in katılacağı gerekçesiyle Cinsiyet Eşitliğinin İnşası konferansını iptal etmişti. Tolga’nın döneminde kampüs içinde reklam panoları yerleştirilmesi ve kampüs girişlerine turnikeler koyulması öğrencilerin tepkisi çekmişti.

İstanbul Üniversitesi:

İstanbul Üniversitesi Rektörü Yunus Söylet 2008 yılındaki rektörlük seçimlerinde ikinci olmasına rağmen rektör olarak atandı. Recep Tayyip Erdoğan’ın aile doktoru olduğu ifade edilen Söylet, 2009 yılında Erdoğan’a fahri doktora unvanı vermişti. 2011 yılında İÜ rektörlüğü, Fatih ilçesi sınırlarında yer alan tüm binalarında polisin herkesin üstünü arayabilmesi için mahkemeden karar çıkarttığı karara dava açan ve üstlerini aratmayan öğrenciler hakkında soruşturma başlatmıştı. Söylet döneminde Öğrenci Kültür Merkezi kapatıldı, İÜ’de basın açıklaması yaptığı, slogan attığı gerekçesiyle onlarca öğrenciye soruşturma açıldı, sadece 2009 yılında 54 öğrenci 14 yıl 9 ay uzaklaştırma cezası aldı. Söylet twitter üzerinden “Öğrenci hareketlerini örgütlemek ve bunlara çanak tutmak aşağılık bir durum” mesajı yayınlamıştı.

Bingöl Üniversitesi:

2007 yılında açılan Bingöl Üniversitesi’nin Rektörü Gıyasettin Baydaş’ın oğlu ve kızı başta olmak üzere 5 akrabasının üniversitede akademisyen olması dikkat çekiyor. Bu isimler arasında Buhanettin Baydaş, Abdulvahap Baydaş, Mahmut Baydaş, Zeynep Baydaş Tuzcu ve Fatma Baydaş Caf yer alıyor. Bingöl Üniversitesi Baydaş döneminde Said-i Nursi’nin kitaplarıyla “evrim teorisini çürüten” evrim karşıtı Adem Tatlı’nın konuşmacı olarak katıldığı “Bilimin Işığında Evrim” konferansı düzenlemesiyle gündeme gelmişti.

Hacettepe Üniversitesi:

2011 yılındaki rektörlük seçimlerinde 657 oyla birinci olan Uğur Erdener’in ardından 501 oyla ikinci olan Murat Tuncer rektörlüğe atanmıştı. Tuncer, Dilovası’ndaki endüstriyel kirliliğin yol açtığı kanser vakalarıyla ilgili araştırma yapan Prof. Onur Hamzaoğlu’nu YÖK’e şikayet etmiş ve hakkında soruşturma açılmasına neden olmuştu. Bir “bilim insanı” olan Tuncer’in “Kızıma cinsel yolla bulaşan ve rahim ağzı kanserine yol açan bir hastalık olan HPV’den korunması için aşı yaptırmam. Aşı yaptırmam, gelecekteki damadıma şimdiden güvenmediğim anlamına gelir” açıklaması, doktorlardan büyük tepki toplamıştı.

Abant İzzet Baysal Üniversitesi:

2010’da yapılan rektörlük seçimlerinde Atilla Kılıç’ın 171 oyla birinci olmasına rağmen 129 oy alan Hayri Coşkun rektörlüğe atanmıştı. Coşkun’un profesörlüğe yükseltilmesi ile ilgili usulsüzlük tespit edilmiş ve idari soruşturmanın daha sonuçlanmamış olmasına rağmen Abdullah Gül, Coşkun’u rektörlüğe layık görmüştü.

Uşak Üniversitesi:

Üniversitede 2011 yılında yapılan seçim sonucunda en çok oyu Prof. Adnan Şişman alırken, Abdullah Gül seçimi 40 oyla ikinci sırada tamamlayan Sait Çelik’i rektör olarak atamıştı. Çelik’in AKP ile yakın ilişkileri olduğu söyleniyor.

Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi:

Rize Üniversitesi adıyla 2011’de rektörlük seçimine giden üniversitede Prof. Arif Yılmaz 176 oy alarak birinci seçilmiş, ardından üniversitenin adı Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi olarak değiştirilmişti. Arif Yılmaz Kasım 2012’de Recep Tayyip Erdoğan’a fahri doktora unvanı vermişti.

Süleyman Demirel Üniversitesi:

Cemaate yakın olduğu ifade edilen Rektör Hasan İbicioğlu öğrencilere “okulda siyaset istemiyorum” demesiyle kendinden söz ettirmişti. 215 bin liraya Audi A6 makam arabası almasını eleştirenlere ise “Bazı üniversitelerin makam araçlarının fotoğraflarını gördüm, ‘ben zenci miyim kardeşim, ben neden almayayım’ dedim. Güvenli olmak zorundayız. Ben bu araçların en lüksünü alacağım” diye cevap vermişti.

Rektörleri veya senatoları tarafından ODTÜ’deki öğrencileri kınayan üniversiteler:

  1. Abant İzzet Baysal Üniversitesi
  2. Afyon Kocatepe Üniversitesi
  3. Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi
  4. Atatürk Üniversitesi
  5. Bingöl Üniversitesi
  6. Bitlis Eren Üniversitesi
  7. Çanakkale Üniversitesi
  8. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi
  9. Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi
  10. Galatasaray Üniversitesi
  11. Hacettepe Üniversitesi
  12. İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi
  13. İstanbul Teknik Üniversitesi
  14. İstanbul Üniversitesi
  15. Kafkas Üniversitesi
  16. Karadeniz Teknik Üniversitesi
  17. Kırklareli Üniversitesi
  18. Mardin Artuklu Üniversitesi
  19. Marmara Üniversitesi
  20. Mimar Sinan Üniversitesi
  21. Muş Alparslan Üniversitesi
  22. Namık Kemal Üniversitesi
  23. Necmettin Erbakan Üniversitesi
  24. Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi
  25. Sakarya Üniversitesi
  26. Süleyman Demirel Üniversitesi
  27. Türk Hava Kurumu Üniversitesi
  28. Trakya Üniversitesi
  29. Uşak Üniversitesi
  30. Yıldız Teknik Üniversitesi

ODTÜ öğrencilerini kınayan öğrenci konseyleri:

  1. Bursa Teknik Üniversitesi Öğrenci Konseyi Başkanı Fatime Zehra Köse
  2. Fatih Üniversitesi Öğrenci Konseyi Başkanı Mehmet Emre Polat,
  3. İstanbul Şehir Üniversitesi Öğrenci Birliği,
  4. Kayseri Erciyes Üniversitesi Öğrenci Konseyi Başkanı Aysen Tarcan,
  5. Maltepe Üniversitesi Öğrenci Konseyi
  6. Mersin Üniversitesi Öğrenci Konseyi Başkanı Harun Uzun
  7. Süleyman Demirel Üniversitesi Öğrenci Konsey Başkanı Feyzullah Tecirli,
  8. Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğrenci Konseyi Başkanı Enes Güneş

Erdoğan’a fahri doktora veren üniversiteler:

  1. Fatih Üniversitesi
  2. Maltepe Üniversitesi
  3. İstanbul Üniversitesi
  4. Karadeniz Teknik Üniversitesi
  5. Piri Reis Üniversitesi
  6. Harran Üniversitesi
  7. İstanbul Aydın Üniversitesi
  8. Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi

(Bold ile yazılan üniversiteler rektörleri, senatoları veya öğrenci birlikleri aracılığıyla ODTÜ öğrencilerini kınayan üniversitelerdir)

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | 21 Yorum

Eylemlerde polis saldırılarına karşı koyma rehberi

BirGün’den işçilere, öğrencilere, Karadeniz’in eşkiyalarına, Kürtlere ve tüm protestoculara büyük hizmet:

Emniyet güçleri toplumsal olaylarda eylemcilere saldırmak için her zaman son teknolojiden faydalanıyor: Çelik cop, biber gazı, elektrikli cop ve son olarak da kör edici fener. Ama sakın endişelenmeyin, polisin kullandığı teknik imkanlar demokratik muhalefetin önünü kesmeye muktedir değil

ONUR EREM

Mısır'dan bir kare.

Mısır’dan bir kare.

Toplumsal olaylarda polis, elindeki teknolojik imkanlarla göstericilere karşı üstünlük sağlamaya çalışıyor. 2000’lerin başından beri biber gazı, çelik cop, elektrikli cop, ses silahları polisin kitle eylemlerini bastırmada kullandığı avantajlı silahları. Hopa’da Metin Lokumcu’yu halkın üzerine boca edilen yoğun gaz öldürdü. Kürtlerin her gösterisine gazla saldırılması neredeyse değişmeyen Emniyet kuralı. En son ODTÜ’yü gaza boğan polis, Barış Barışık’ın beyin kanaması geçirmesine neden oldu. İçişleri Bakanı gazın kimyasal silah olmadığını ispatlamaya çalışadursun, cop, kalas, demir çubuk ise göstericileri dağıtmak için polisin kullanmaya devam ettiği asla modası geçmeyen saldırı yöntemleri…

Polis sokaklarda kalaslarla kafa göz yarmaya devam ederken, bir yandan da ‘insan haklarına uygun’ müdahale ettiği propagandasını işlemek istiyor. Teknoloji bunun için bulunmaz nimet ve şimdi de ‘tavşan feneri’ gündemde. Bu güçlü fenerlerin göstericilerin gözüne tutulduğunda geçici körlüğe uğrayacağı ve dolayısıyla polise itaat etmek zorunda kalacağı iddia ediliyor. Robocopların korkutucu giysileri, yüzlerine taktıkları maskeler, ellerindeki kalkanlar, gaz tabancaları, elektrikli coplar, hakları için sokağa çıkan işçileri, öğrencileri, Karadeniz’in eşkiyalarını ve Kürtleri korkutup evlerine döndürmek içindi ve bu fenerler de nereden çıktı demeyin.

BirGün, Türkiye ve dünyadaki sokak gösterilerinde yaşananları ve polisin kullandığı ürkütücü teknolojik saldırı silahlarına karşı geliştirilmiş direnme yöntemlerini bir bir araştırdı. Sonuç: Endişeye mahal yok, ne polisin korkunç görüntüsü ne de kullandığı teknoloji haklı taleplerle sokağa çıkanları evlerine döndürecek gücte…

İşte, copa, panzere, gaza, fenere ve diğer teknoloji harikası aletlere karşı kitle eylemcisinin direnme rehberi:

 >> Sağlık sorumlusu: Eylemlerde farklı türlerde fiziksel saldırılara maruz kalmak çeşitli yaralanmalara, astım krizine ve benzeri sağlık sorunlarına yol açabilir. Bu sorunlarla mücadele etmek için taşımak gereken ekipmanlar ise eylemcileri yavaşlatır – ayrıca herkesin bu ekipmana verecek parası olmayabilir. Bu yüzden eylemlerde çantasında limon, su, süt, elma/üzüm sirkesi, inşaat eldiveni, yara bandı gibi malzemeleri çantasında taşıyacak bir sağlık sorumlusu ayarlayın. Polisle çatışma alanının biraz gerisinde beklemesi ve çatışmaya katılmaması, bütün ekipmanlarınızla birlikte gözaltına alınmaması için önemli!

tumblr_lct45pfml11qettbv>> Biber gazı: Biber gazı Türkiye’de polisin yükselen trendi. Her geçen yıl daha fazla kullanılan biber gazı, maruz kalanların can havliyle kaçışmasına neden oluyor. Göz, burun, deri, boğaz ve ciğerlerde yanma, baygınlık geçirme, astım krizi gibi etkileri var. Biber gazıyla mücadele etmek için öncelikle uzun kollu kıyafetler veya plastik yağmurluk giyerek derinizi korumanız lazım – açıkta kalan bölgelerinize su bazlı (kesinlikle yağ bazlı olmaması lazım) güneş kremi sürmek, o bölgeleri korumak açısından önemli.

Gaza maruz kaldığınızda gözünüzü temizlemek için gözyaşı damlası, su ve süt kullanın. Önce bir gözünüzü, sonra diğer gözünüzü temizlemeniz malzemeden tasarruf etmenizi sağlar. Limon suyuna, elma veya üzüm sirkesine batırılmış bir kumaş parçasını (veya eczanelerde ucuz fiyata satılan steril maskeyi) burnunuzu kapayacak şekilde boynunuza geçirmek, etkilenmeyi en aza indirir. Sirkeyi vücudunuzun açıkta kalan diğer bölgelerine de sürebilirsiniz. Ucuz bir havuz gözlüğü alıp sıkı bir şekilde gözünüze takmanız da gözlerinizin etkilenmesini büyük oranda önler. Eğer havuz gözlüğü kullanmayacaksanız, lens de kullanmamanızı tavsiye ediyoruz – zira lensler gözün daha fazla yanmasına neden oluyor.

Bir diğer yöntem olan gaz maskesiyse, hem maliyeti, hem çok dikkat çekmesi, hem de uygulama zorluğu nedeniyle (eğer sıkı bir şekilde takamazsanız veya gaz maskeniz kaliteli değilse boşluklardan içeriye giren gazı sürekli solursunuz) çoğu eylemci tarafından tavsiye edilmiyor.

Eylemin rüzgarlı bir alanda gerçekleştirilmesi biber gazının etkisini azaltırken, eylem öncesinde rüzgarı arkanıza almanız, karşınızdan sıkılan gazın polislere geri gitmesini sağlar.

tumblr_lct1hjWg9n1qettbvSon olarak eylem öncesinde mümkün olan en uzun süre boyunca yıkanmayarak derinizdeki gözeneklerin kapanmasını sağlayabilirsiniz. Böylece biber gazının vücudunuza etkisi en alt düzeye inecektir.

>> Çelik cop – elektrikli cop: Polislerin farklı kullanımlar için farklı türde copları olabiliyor. Hepimizin bildiği klasik copun dışında, bir anda 15 cm.’lik bir çubuktan büyük bir copa dönüşebilen katlanabilir çelik coplar ve ucundaki elektrik akımıyla saldırılan kişiyi çarpan, yakan coplar polislerin yeni silahları. Coplardan korunmak için çeşitli yöntemler mevcut. Bunlardan birincisi koruyucu kıyafetler kalkangiymek. Pet şişeler, kamp matları ve benzeri materyalleri vücudunuza sararak, gemilerde bulunan can yeleklerinden giyerek copun etkisini azaltabilirsiniz. Kask takmak, kafanızı korumak için önemli. Türkiye’de polisler gaz bombalarını eylemcilerin kafalarını nişanlayarak attıkları için kask takmak bazı durumlarda hayatınızı kurtarabilir.

Coplardan korunmanın bir diğer yolu ise kalkan kullanmak. Sokakta bulabileceğiniz plastik, metal, çöp kutusu gibi malzemelerden polislerin kalkanlarıyla yarışacak güçte kalkanlar yapabilirsiniz. Eğer kalabalık bir grupsanız 5-10 kişinin tutacağı büyük plexiglass

İtalya'da bir eylemde plexiglass kullanarak polisleri köşeye sıkıştıran eylemciler

İtalya’da bir eylemde plexiglass kullanarak polisleri köşeye sıkıştıran eylemciler

levhalar kullanarak copları engellemeniz, polisleri durdurmanız, hatta polisleri belli noktalara sıkıştırarak etkisiz hale getirmeniz mümkün. Kırılmaz ve şeffaf bir plastikten yapılan bu malzeme, dünyanın dört bir yanında polisin eylemcileri dağıtmalarını engellemek için sıklıkla kullanıyor. Plexiglassı rahatça tutabilmeniz için, size bakan tarafında kulplar yapmanız şart.

Plexiglass yerine büyük traktör lastiklerini de kalkan amacıyla kullanabilirsiniz.

>> Panzer: Polisin onyıllardır kitleleri dağıtmak için kullandığı, tazyikli su sıkan panzerlere karşı koymak için de, yukarıda bahsettiğimiz plexiglass levhalar ve kalkanlar kullanılabilir. Eğer bu materyallere sahip değilseniz bir grupla panzeri ara sokaklara çekmeye çalışabilirsiniz.

tumblr_lct4i8AW6t1qettbv>> Gaz bombası: Emniyet güçleri eylemcilerin üzerine kapsül halinde gaz bombası atarak eylemcilerin birbirlerini göremeden farklı yönlere dağılmasını hedefliyor. Gaz bombasıyla mücadelede ilk amaç bombayı atanlara geri yollamak olmalı. Bunun için yanınızda inşaat işçilerinin kullandığı eldivenlerden bulundurmanızda fayda var. Isıya dayanıksız eldivenler kapsülün sıcaklığıyla eriyip elinize yapışabilir. Eğer geri yollayamayacağınız kadar çok kapsül varsa grup halinde geri çekilerek bir araya gelin. Bu hamle, saldırganlarla aranızda sisten bir duvar oluşmasını sağlar.

>> Geçici körlük feneri: Medyadaki son haberlere göre polis, eylemlerde kullanmak amacıyla göze tutulduğunda geçici körlük yapabilecek kadar parlak fenerler almayı planlıyormuş. Ancak bu fenerlerin gündüz etkili olmadığını söyleyebiliriz. Bu tarz fenerlerle karşılaştığınızda fenere doğrudan bakmamak önemli. Eğer gece eylemi yapıyorsanız polisin tutacağı bu ışık dikkatinizi dağıtabilir.

Buna karşılık siz de yanınızda güçlü fenerler bulundurun. Eğer büyük bir eylem grubuysanız, aranızda para toplayarak emniyetin almayı planladığı Fenix TK 15 fenerinin en üst modelinden bir adet alabilirsiniz. Fenix TK 75 adlı bu model, TK 15 kodlu modelden 6.5 kat daha parlak ve tek başına çok geniş bir alanı aydınlatıp ışığa bakanların geçici körlük yaşamasına yol açabiliyor. 200 dolarlık bu fener, 350 kişilik bir eylemde herkesin bir lira vermesiyle alınabilir ve bu şekilde emniyet güçleri etkisiz hale getirilebilir.

Yeşil lazerler de etkili olmakla birlikte kalıcı hasar bıraktığı ve kullanımı yasal olmadığı için tavsiye edilmiyor.

>> Ses silahı: Türkiye’de birkaç kere denenmiş, ama henüz yaygın uygulamaya geçmemiş ses silahları genellikle bir polis aracının üzerine monte edilen hoparlörlere benziyor. Çok gürültülü, insanı rahatsız eden ve geçici sağırlığa yol açabilen bu aletler kalabalık kitleleri dağıtmak için kullanılıyor. Eğer katılacağınız eylemde bu aletin kullanılacağını düşünüyorsanız yanınızda kulak tıkacı veya inşaat kulaklığı bulundurun.

>> Eylem gözcüsü: Eylemden önce polisin bulunduğu alana giderek polisin hangi saldırı ekipmanlarıyla geldiğini tespit edip eylem grubuna haber vermesi için şüphe uyandırmayacak birkaç kişiyi görevlendirin. Buradan gelecek bilgiye göre ekipmanlarınızı değiştirebilirsiniz. Böylece gerek görmediğiniz ekipmanları yanınızda bulundurmanıza gerek kalmaz.

>> Eylem fotoğrafçısı/kameramanı: Eylemcilerden birkaçının fotoğraf veya video çekmesi, emniyet güçlerinin eylemcilere karşı yasadışı uygulamalarını belgelemek açısından önemli. Özellikle Türkiye’de ana akım medya eylemleri polislerin arkasından veya uzaktan izlediği için, büyük eylemlerde grupların içinden çekilecek görüntülerle yakın mesafeden, doğrudan yüze biber gazı sıkılması gibi çok sayıda yasadışı uygulama tespit edilebilir. Bu görevi üstlenecek kişilerin kameralarının yüz tanıma, kırmızı göz azaltma gibi o sırada çok önemli olan birkaç saniyeyi kaybettirebilecek uygulamalarını kapatmalarını tavsiye ederiz. Kameraların otomatik odaklanma ve otomatik iso modunda olması da hareket halindeki eylemlerde işi kolaylaştırır. Çektiğiniz fotoğraflara hemen sonrasında bakmaktansa eylem sonrasında bakmanız o sırada önemli görüntüleri kaçırmanızı engeller. Eğer uzun süreli bir eylemde bulunacaksanız görüntü kalitesi ve megapiksel ayarını en üstte tutmamak, hafıza kartınızın dolmamasını sağlar.

>> Prova yapın: Eğer aranızda daha önce eyleme katılmamış veya burada anlatılan yöntemleri uygulamamış çok sayıda insan varsa, eylemden önce bu yöntemleri uygulayarak denemeleri panik halinde nasıl hareket etmeleri gerektiğini öğrenmeleri açısından önemli. Önceden yapılan provalarla kalkanların nasıl kullanılacağı, plexiglass malzemesiyle polislerin nasıl etkisiz hale getirileceği, polis ablukasının nasıl yarılacağı, acil durumlarda sağlık görevlisinin nerede bulunabileceği öğrenildiğinde eylem çok daha başarılı ve kayıpsız geçecektir. Büyük eylem gruplarını çatışma sırasında yönlendirecek kişilerin herkes tarafından bilinmesi, bu kişilerin tecrübeli ve taktik konusunda iyi kişilerden seçilmesi, çatışma sırasında bu kişilerin verdiği direktiflerin çevresindekiler tarafından yüksek sesle tekrar edilerek herkesin duymasının sağlanması da oldukça önemli.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , , ile etiketlendi | 1 Yorum

Belediye yıkamadı, mahkeme durdurdu

Mahkeme, Gökçeada’da tartışmalı Masi Otel hakkında yine yürütmeyi durdurma kararı verirken Belediye Başkanı Yücel Atalay, belediye tarafından daha önce otel hakkında verilen ve kendisinin uygulamadığı yıkım kararını inkar etti. Oysa belgeler, Atalay’ı yalanlıyor

21 gokceada 02

Bugüne kadar mühür, yürütmeyi durdurma ve yıkım kararları verilen; bilirkişilerce deprem yönetmeliğine ve kent dokusuna aykırı olduğu, çevresi için tehlike teşkil ettiği belirtilen otel inşaat bütün bunlara rağmen tamamlandı.

ONUR EREM

Çanakkale’ye bağlı Gökçeada’nın Bademli Köyü’nde yapımına 12 yıl önce başlanan halkın ve çevrecilerin tepkisini çeken 6 katlı Masi Otel hakkında belediye almış olduğu yıkım kararını uygulamazken, mahkeme yürütmeyi durdurma karar verdi.

Çanakkale İdari Mahkemesi geçen hafta otel hakkında yürütmeyi durdurma kararı verdi. Dev otel hakkında, 2011 yılında inşaat tamamlanmadan belediye inşaatı mühürleme ve yıkım kararı vermişti. Ancak belediye, kendi aldığı her iki karara da uymayarak inşaatı durdurmadı.

Mahkemeden çıkan bu ara karar Gökçeada Belediye Başkanı Yücel Atalay’ın, neden daha önce belediye tarafından alınan yıkım kararını uygulamadığı sorusunu akıllara getirdi.

İşte yıkım kararı!

İşte yıkım kararı!

Telefonla konuştuğumuz Gökçeada Belediye Başkanı Atalay, altında Belediye Başkan Vekili Dursun Atmaca’nın imzası bulunan yıkım kararını inkar etti. Başkanın inkar ettiği karara BirGün ulaştı. Başkan Atalay ise yıkım kararını reddederek “Biz yıkım kararı vermedik, sadece mühürleme kararı verdi, onu da (müteahhit) planda tadilata giderek aştı” dedi.

SİT ALANI OTELE ENGEL DEĞİLMİŞ!
Mahkemenin, inşaatın “büyük ihtimalle SİT alanında olduğu” gerekçesiyle yürütmeyi durdurma kararı vermesine rağmen, Başkan Atalay inşaatın sit alanında olmadığını savundu. Sit alanına da 6 katlı inşaat yapılabileceğini savunan Başkan Atalay, “Sit alanı bina yapmayı engellemek için var olan bir şey değildir. Eğer oraya o oteli yapma hakkı varsa sit alanı olsa da yapar, başka yere de yapar. Sit kuruluna proje sunar, incelenir. Bu kuruldan bir sürü proje geçirdik.”

BİLİRKİŞİ: OTEL HİÇBİR ŞEYE UYMUYOR
Başkan Atalay, Masi Otelin Gökçeada’nın silüetini bozmadığını iddia etti. Oysa otel hakkındaki bilirkişi raporlarında otelin kentsel dokuya uymadığı ifade edildi. Ayrıca bilirkişiler otelin deprem yönetmeliklerine aykırı olduğuna, 3 farklı kişiye ait parselleri işgal ettiğine ve tehlike arz ettiğine karar verdi.

ATALAY: YASAL OLMAZSA İZİN VERMEZDİK!
Otelin imar mevzuatlarına göre bir sıkıntısı olmadığını savunan Atalay “Yoldan 2 kat kot alma hakkı vardı, onu kullandılar. Sonuçta burası bir hukuk devleti. Yasalara uygun olmasa izin vermezdik zaten, niye vereyim babamın oğlu mu?” dedi.

“KUSURLUYSAM CEZAMI ÇEKERİM AMA…”
Atalay, süren dava hakkında “Ben kusurluysam ben de cezamı çekeyim. Şeriatın kestiği parmak acımaz” diye konuştu ve ekledi: “Ama haksız yere yıpratıldığımızı düşünüyorum. Bu davalar bittiğinde ben de yıpratıldığım için dava açacağım. Bana özel görüşme teklif ettiler ama reddettim. Haklı olduklarına inanıyorlarsa çözümü hukukta arasınlar.”

Şimdiye kadar otel inşaatına karşı 7 tane dava açılmış ve bu davaların ikisinden yürütmeyi durdurma kararı çıkmıştı.

21 otel 02
“HARİTA ÜZERİNDE OYNANMIŞ”
Görüşlerine başvurduğumuz Gökçeada Gönüllüleri Derneği avukatı Defne Karali arsanın da içinde bulunduğu sit alanının, büyük ölçekli plandan küçük ölçekli plana aktarılırken hata yapıldığını söyledi. Bu ‘sehven’ hatayı manidar bulan Karali, “Bu, harita üzerinde oynandığını gösteriyor” dedi. Karaali şöyle konuştu: “2 yıl önce davaya dahil olduğumuzda belediye çok yol kat etmişti. Otelin sahibi aynı zamanda adadaki Kuzuluk Limanı’nın da müteahhiti. Otel inşaatı için Kalkınma Bankası’ndan kredi almak istediğinde otelin planlara uygun olması gerekiyordu. Belediye bu yüzden plan değişikliğine gitti. Sit alanı haritasında 25 binlik ölçekte farklı, 10 binlik ve 5 binlikte farklı harita çeperleri gördük.”

Mahkemenin verdiği yürütmeyi durdurma kararının önemli olduğunu dile getiren Karali, “Bu kararla artık belediye yeni plan yaparak oteli kılıfına uyduramayacak. Davalarımızın 2013’te sonuçlanmasını bekliyoruz. Bu davanın sonucu emsal olacağı için Gökçeada’ya böyle oteller yapmak isteyen diğer insanları engellemesi açısından çok önemli” diye konuştu.

‘BELEDİYE OTELİ YASALARA UYDURMAYA ÇALIŞTI’
Gökçeada Gönüllüleri Derneği’nden Alev Karayel ise Belediye’nin il genel meclisinde 1/25 bin ölçekli yeni imar plan teklifi sunmaya yetkisi olmamasına rağmen, bu planı hazırladığını söyledi. Dernek üyelerinin İl Özel İdaresi’ne, plana karşı itiraz dilekçesi yollamasına rağmen Karayel, dilekçenin kaybolduğunu ifade etti. Fazlı Yıldırım’ın 1998 yılında otel arsasını almadan 4 ay önce belediye tarafından kendisine inşa izni verildiğini söyleyen Karayel, bölgenin hem sit alanında, hem de köy sınırları içinde olduğu için belediyenin aslında böyle bir izin verme hakkı olmadığını anlattı ve “Belediye inşaatı yasalara uydurmak için 14 odalı otele 60 odalı ek bina hakkı verdi” dedi.

Avukat Tunç Lokum:

Müteahhit internet sitesinde, otelin terasında belediye başkanı ve kaymakam ile çektiği resimleri paylaşarak gözdağı vermek, bana bulaşmayın demek istedi. Bu 6 katlı otel inşa edilirken korumaya dair kurallar işletilmedi. Açtığımız her davanın ardından plan değişikliği yapılarak davaların sonuçları etkisizleştirilmeye çalışıldı. Belediye yıkım kararı aldı, ama uygulaması gereken de kendisi olmasına rağmen uygulanmadı. Müvekkillerimize eviyle kümesi arasına yaptığı duvar için ışık hızında dava açan savcı, belediyeye ve arsanın sahibi Fazlı Yıldırım’a hâlâ dava açmadı.

Tarihçe: TARLADAN 6 KATLI OTELE
-Fazlı Yıldırım 1998 yılında otelin inşa edildiği arsayı almadan 4 ay önce, Gökçeada Belediyesi Yıldırım’ın henüz sahip olmadığı bu arsaya bağ evi yapması için izin verdi. Oysa arsa hem köy sınırları içinde hem de sit alanı içinde olduğu için belediyenin böyle bir izin verme yetkisi yoktu. Belediye bu kararı verirken yasayı 2 kere çiğnedi.
-11.11.1994’te Edirne Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun kararı ile bölge sit alanı olarak tescillendi. Gökçeada Asliye Mahkemesi Mart 1999’da arsanın sit alanı içinde olduğunu tespit etti. Aynı yılın Ekim ayında Gökçeada Kaymakamlığı, koruma kuruluna inşaatla ilgili ihbarda bulundu, kurul inşaatın araştırılmasına karar verdi.
– Kurul 2004 yılında arsanın sit alanı içinde kalmadığına karar verdi. Bu kararın bilimsel veriler dikkate alınmadan verildiği gerekçesiyle Gökçeada Gönüllüleri Derneği bir dava daha açtı. Çanakkale İdare Mahkemesi davanın sonucunda ret kararlarının hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle kararların yürütülmesinin durdurulmasına karar verdi.
-Bu kararlara rağmen “bağ evi” inşa edilirken, binanın üzerine Masi Otel tabelası yer almaya başladı. Ocak 2008’e gelindiğinde kadastro çalışmalarında arsada 3 katlı betonarme binası, müştemilatı ve arsası tespit edildiğini ve tapunun buna göre değiştirildi. Eylül 2010’da ise Gökçeada Belediyesi imar planını yasadışı yöntemlerle değiştirerek arsayı turizm tesis alanı olarak tescil etti ve otele, otel inşa edildikten sonra izin verdi.

21 gokceadadenizden 02
-2010 sonuna kadar inşaatın devam etmesi ile binanın yüksekliği 6 kata ulaştı. Aralık 2010’da belediye, inşaat ruhsatı olmadan 6 kata ulaşmış binaya 3 katlı inşaat ruhsatı verdi, 3 Ekim 2011’de ise bu ruhsatı 6 kata çıkardı. Ancak yapılan itirazlar sonucunda mahkeme 6 katlık ruhsata ilişkin yürütmeyi durdurma kararı verdi.
-24 Ekim 2011’de Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nün otel binasının imar yasasına aykırı olduğuna karar verdi. Fen ve Teknik raporu sonucunda binanın yıkılması yönünde rapor verdi.
-Gökçeada Belediyesi Şubat 2012’de imar planında bir değişiklik daha yaparak binaya verilen kat iznini yeniden arttırdı, yan araziden yeşil alan verdi ve oteli tekrardan yasalara uydurmaya çalıştı. Böylece 14 odalı otele 60 odalı ek bina yapma izni verildi. Bademli sakinleri bu karara itiraz etse de Belediye Meclisi itirazı reddetti.
– İnşaata karşı açılan davanın sonucunda mahkeme 10 Aralık 2012’de yürütmeyi durdurma kararı verdi. Bölgede yapılmak istenen diğer otellere emsal olacak bu kararın çıkması Gökçeada’nın geleceği açısından çok önemli.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın