Rosia Montana: Transilvanya’nın altını

NICOLA ZOLIN – BirGün için çeviren: ONUR EREM

Madenden akan sular altın renginde.

Rosia Montana, Romanya’daki Batı Transilvanya’nın Apuseni Dağları’nda bulunan küçük bir köy. Ancak bu köy, seçim yılı olan 2012’de siyasal tartışmaların odak noktasına yerleşti. Avrupa Birliği’nin en yoksul ülkesi olan Romanya’nın en yoksul bölgelerinden olan Rosia Montana’da hayata dair her şey bölgedeki zengin mineral yataklarının, özellikle de Roma döneminden beri çıkartılmakta olan altının etrafında dönüyor. Devletin işlettiği altın madeninin verimsizlik nedeniyle kapatılmasının ardından bölgedeki madencilik Rosia Montana Gold Corporation (RMGC) adlı şirketin kontrolüne geçmiş. Şirket hisselerinin yüzde 80,69’una Kanada merkezli Gabriel Resources Ltd. sahip, gerisi ise devletin kontrolünde.

RMGC’nin başlattığı yeni proje Avrupa’nın en büyük altın madeninin açılmasını ve Romanya’nın Avrupa altın üretiminde bir numaraya oturmasını amaçlıyor. toplam 314 ton altın ve 1480 ton gümüş çıkartılması hedefleniyor.

Yüzyıllardır madencilikle uğraşan Rosia Montana’da halkın çoğu yeni iş imkanı ve daha iyi bir hayat hayaliyle bu projeyi destekliyor. Bunda RMGC’nin yaptığı reklamların da büyük etkisi var: iş imkanları, turizm ve restore edilmiş birbirinden güzel tarihi binalarla dolu bir köy.

Rosia Montana’nın etrafını çevreleyen dağlara bakarken köyün geleceği hakkında düşünüyor bütün köylüler

RMGC, köylülere ait binaların neredeyse hepsini, altının işleneceği endüstriyel yapılara dönüştürmek amacıyla satın almış durumda. Bunun sonucunda halkın yüzde 75’i köyü terketmiş bile. Özellikle de gençler daha fazla imkan bulabilmek için kente göç etmiş.

Terkedilen Rosia Montana. RMGC bölgedeki projelerine devletin altın madeni için ekipman ve makine alamayacak kadar kötü durumdayken başlamıştı.

Bütün bu süreç nedeniyle köyün merkezindeki binalar bile kendi haline terkedilmiş. Köyünü terketmeyip gitmeyen, binalarını satmayan az sayıda insan ise “Rosa Montana’yı Kurtarın” kampanyası başlatmış. Kampanyaya katılan eylemciler projenin yaratacağı çevresel tahribatı, su kirliliğini ve siyanür kullanımı sonucu toprağın kirliliğini insanlara anlatmaya çalışıyor.

Rosia Montana’da terkedilmiş bir ev. RMGC tarafından satın alınan evin duvarında madenciliğin sembolünün yanısıra evin inşa tarihi de gözüküyor.

Ülke genelinde kampanyaya olan destek köydekini çoktan geçmiş durumda.

Livia da evini satmayı reddedenlerden.

Hayvancılıktan başka geçim kaynağı olmayan köyde kalan her aileden en az bir birey RMGC’nin işçisi. Bu işçiler evlerin restorasyon işlerinin yanısıra maden projesinde de çalışıyor. Köyün bir kısmı RMGC’den para kazanıp diğer kısmı da RMGC’nin varlığına toptan karşı çıkınca köyde gerilim eksik olmuyor.

Köyü terketmeyen Sobin bir yandan atlarıyla ilgilenirken bir yandan da telefonla konuşuyor.

Çeviri içinde yayınlandı | , , , , , , , ile etiketlendi | 2 Yorum

Ümraniye halkı 38 yıllık miras davası yüzünden 2B başvurusu yapamıyor

Ümraniye’deki Topağacı ve çevresindeki mahalleler 2B’ye başvuramıyor. Nedeni ise 38 yıldır sürdüğü söylenen bir miras davası. Mahallelinin tek umudu, siyasilerin verdiği sözleri tutması

HABER: ONUR EREM – FOTOĞRAFLAR: NICOLA ZOLIN

Kimilerine göre Osmanlı hanedanının torunları, kimilerine göre bir Osmanlı paşasının mirasçıları… İstanbul Ümraniye’deki Topağacı ve çevre mahallelerin bir kısmını içeren büyük bir arazi üzerinde hak iddia eden mirasçıların kimliği halk arasında şehir efsanesine dönmüş. Ancak bu mirasçıların açtığı dava nedeniyle halk üzerinde yaşadığı 2B arazilerini satın almak için başvuramıyor. Başvuruların son tarihi olan 30 Ekim yaklaşırken halkın tek umudu siyasilerin “bu sürecin sonunda hiçbirinizi mağdur etmeyeceğiz” sözü.
Yaşanılanları daha iyi anlamak için Ümraniye’ye giderek Topağacı Mahallesi Muhtarı Yaşar Karataş ve Dumlupınar Mahallesi Muhtarı Orhan Ezber ile konuştuk. Anlattıklarına göre, meşhur miras davası 1974’te başlamış! Mirasçıların üzerinde hak iddia ettiği arazi 218 metreye 2 buçuk kilometre uzunluğunda devasa bir büyüklüğe sahip. Üzerinde yaşayan binlerce kişi ve hak iddia eden mirasçıların çokluğu nedeniyle dava belgeleri çok sayıda çuvalı doldurur hale gelmiş. Bazı binaların bir kısmının dava konusu arsada, diğer kısmının arsa dışında kalıyor olması işleri iyice karıştırıyor.
57 YILDA BİN KATINA ÇIKAN NÜFUS
“İstanbul’un en yoksul bölgelerinden biri burası. Burada halk eline geçen bütün parayı, emeğinin karşılığını barınma ihtiyacı için harcamış, evini zar zor yapmış. Şimdi 2B yasasının ardından birileri çıkıp ‘bu arsa onyıllar önce benimdi, geri verin’ diyor. Bugüne kadar neredeydiniz? Onyıllar sonra ortaya çıkıp bu halkı mağdur edemezsiniz” diyor Muhtar Yaşar Karataş.

Dumlupınar Mahallesi Muhtarı Orhan Ezber ve Topağacı Mahallesi Muhtarı Yaşar Karataş, belirsizlik içindeki halkın sürekli olarak kendilerine duruma dair sorular yönelttiğini ama bu soruların tatmin edici bir cevabı olmadığını anlatıyordu. Gerçekten de 20 dakikalık sohbetimiz boyunca beşten fazla yurttaş muhtarlığa gelerek sürece dair sorular sordular.

Önceden tapusu olup olmadığı bilinmeyen bu bölgeyi orman bürümesi sonucu devlet 1940’larda arsaya el koymuş. 1960’lardan itibaren köyden kente göç ile nüfusu katlanarak artan İstanbul’a göçenlerin yerleştiği ilçelerin başında gelen Ümraniye’nin nüfusu 1950’de sadece 885 iken 1985’te 131 bine, 2007’de ise 900 bine ulaşarak Avrupa’daki 10 ülkenin nüfusunu geride bırakmıştı. İstanbul’un en kalabalık ikinci ilçesi olan Ümraniye’ye gelen insanlardan binlercesi, tapu davasından habersiz bir şekilde de kendi imkanlarıyla bu başıboş arsanın üstüne evlerini dikmişti.
HEM 2B HEM KENTSEL DÖNÜŞÜM
Ancak arsanın tek sıkıntısı bu dava değil; üzerinde binlerce kişinin yaşadığı bu toprak parçası devlet kayıtlarında ‘orman vasfını yitirmiş ve bu vasfı geri kazanması imkansız olan arsa’, toplumda bilinen adıyla 2B olarak geçiyor. 2B bölgelerinde yaşayanların yaşadıkları toprağı para ödeyerek alabilmesini sağlayan yasanın ardından bu yasadan faydalanmak isteyenler başvuru yapmış, Ekim ayı başında hak sahibi 450 bin kişiden 300 bini başvurularını tamamlamıştı. Ümraniye’de dava konusu olan arsa üzerinde yaşayan halk ise dava sonuçlanmadığı için başvuru yapamayacak. Muhtarların anlattığına göre mahalle kentsel dönüşümde de öncelikli bölgeler arasında yer alıyor. Ancak dava süreci kentsel dönüşüm sürecine engel olduğu için bölgenin geleceği tam bir muamma.
Evleri bu tartışmalı arsa üzerinde olmayan halkın büyük bir kısmı başvurusunu yapmış. Ama başvuru ücreti olan 2 bin lirayı ödeyemeyenler de olduğunu anlatıyor Karataş: “Ümraniye’nin en yoksul bölgesi bizim mahallelerimiz. Burada hanelerin ortalama geliri 750 ile 1.000 lira arasında değişiyor. Sadece Topağacı Mahallesi’nde 750 kişi devletten kömür yardımı, 1800 kişi belediyeden gıda yardımı, 350 kişi belediyeden sıcak yemek alıyor. Rayiç bedelini bırak 2 bin liralık başvuru ücretini ödeyemezler.”
YOKSUL HALK EMEĞİNİ KOYDU
Rayiç bedelin de 350 ile 1.500 lira arasında değiştiğini ve bu miktarın bölgedeki halk için çok yüksek olduğunu söylüyor muhtarlar:
“Mahallemizde öyle yerler var ki bırakın arabayla gitmeyi, yürüyerek gitmekten korkulur. Geçenlerde Maliye Bakanlığı’ndan rayiç bedel belirlemek için geldiler. Ancak belirlenen fiyat çok yüksek. Buranın halkı yıllardır kimseden yardım almadan buraya harcadığı para ile ödemesi gereken bedeli ödedi zaten. Bu yüzden bu rakamlara karar verirlerse muhtarlar olarak karşılarında bizi bulurlar. Ayrıca burada kimse gelip de arsalara para vermeden el koymadı. O dönem burada yaşayanlardan para karşılığı satın aldı. Keşke şimdiki aklımız olsaydı da başka bir yerden alsaydık evimizi. Ama buradaki insanlar hem yoksul, hem eğitimsiz. Bu yüzden tapulu yerden ev almaya parası yetmemiş, buradan almış.”
SİYASETÇİ SÖZÜNÜ TUTAR MI?
Başbakan Erdoğan’ı da, AKP’yi de, CHP’yi de durumları hakkında tek tek bilgilendirdiğini anlatan muhtarlar eğer sürecin sonunda bir mağduriyet olursa sorumluluğun tamamen siyasilerde olduğunu özellikle vurguladı.
Şimdi mahalledeki herkes, ziyarete gelen milletvekili ve bakanların “dava sonuçlanınca başvuru süresi geçmiş olmasına rağmen size özel başvuru izni vereceğiz” sözüne güveniyor. Türkiye’de olduğumuzu dikkate alınca düşünmeden edemiyorum, ya siyasiler yazılı olmayan bu sözlerini tutmazlarsa?

NOT: HABER BİRGÜN’DE YAYINLANDIĞINDA 2B İÇİN SON BAŞVURU TARİHİ 30 EKİM’Dİ, AMA BEN SİTEYE KOYANA KADAR UZATILDI. ANCAK ÜMRANİYE’DEKİ DAVANIN UZATILMIŞ BAŞVURU SÜRESİNE DE YETİŞMEYECEĞİ DÜŞÜNÜLÜYOR.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | 9 Yorum

İnternette ‘Büyük Birader’den nasıl kurtulurum?

Devletin, polisin, cemaatin veya reklam firmalarının sizi takip etmesini, bilgisayarınıza dosya yüklemesini engellemek mümkün. Bilişim uzmanlarıyla konuşarak hazırladığımız bu yazı, bilgisayarınızın güvenliğini kat kat arttıracak. Önleminizi alın, “bilgisayarına dosya yüklenen gazeteci” olmayın

https://i0.wp.com/www.agos.com.tr/upload/haber/nm_acta_polonya_protesto_haber_resmi_0741.jpg

Polonya meclisinden bir kare. Darısı TBMM’nin başına

ONUR EREM – BirGün

İnternette güvenlik günümüz Türkiye’sinin en önemli sorunlarından. Devletler, polis ve cemaatler gibi çıkar grupları bilgisayarların içine sızarak gazetecilerin çalışmalarını gözetliyor, e-postalarını okuyor, dosya yerleştiriyor ve hatta webcam’i kullanarak ortam izlemesi/dinlemesi yapıyor. Bu durum, muhalif siyasetçileri, gazetecileri ve aktivistleri tedirgin ediyor – işin ucunda sahte delillerle hapise atılmak bile var. En son Can Dündar’ın köşesinde belirttiği gibi, internete bağlı bir bilgisayarda çalışmak izlenmek için yeterli olduğundan yurtdışına çıkmak bile çözüm getirmiyor. ODATV davasında da benzer bir durum ortaya çıkmıştı.

Aslında internette kendimizi korumanın yurtdışına çıkmaktan çok daha kolay yolları var. Bilişim uzmanlarına danışarak hazırladığımız bu rehber internette güvenliğinizi olabilecek en üst seviyelere çıkartacak:

https://i0.wp.com/www.medyafaresi.com/f1/9cf_fa893.jpg

İstanbul Taksim’deki internet sansürü protestosu

>> TOR – The Onion Router kullanın: Bu program internette takip edilmenizi zorlaştırıyor, aynı zamanda bütün yasaklı sitelere girebilmenize imkan sağlıyor. Torrent mantığıyla çalışan TOR’u kullananlar bir internet sitesine girmek istediğinde bu istek onlarca farklı TOR kullanıcı arasında dolaştıktan sonra başka bir TOR kullanıcısından çıkarak girmek istediğiniz internet sitesine ulaşıyor. İnternet sitesi her seferinde IP’nizi farklı bir ülkeden, farklı bir bilgisayardan görüyor. Bir Firefox tarayıcısıyla gelen TOR, güvenliği en üst seviyede tutmak için Flash Player’ı desteklemiyor. Ancak güvenliğinizi azaltmak pahasına Flash’ı açma seçeneğiniz de var. Tek dezavantajı, uygulamaya destek verenler arasında ABD Donanması’nın da yer alması. Bu durum “acaba ABD TOR’u izleyebiliyor mu?” sorusunu akıllara getiriyor. Yine de bilgilerinizin Türkiye’deki basit bir çıkar grubunun izlemesine göre tercih edilebilir. Sonuçta ABD Donanması’nın sizi takip etmesi için sabıkanızın çok kabarık olması lazım.

>> Firefox veya Opera kurun:
Bilgisayarınızda, Microsoft’un kontrolündeki Internet Explorer veya Google’ın kontrolündeki Chrome’u kullanmak yerine Firefox veya Opera kullanın. Açık kaynak kodlu bu tarayıcıların nasıl işlediği, diğer tarayıcının aksine kullanıcılar tarafından denetlenebiliyor. Firefox’ta bir güvenlik sorunu ortaya çıkarsa Internet Explorer’a göre çok daha hızlı düzeltiliyor. Geçen hafta Almanya da yurttaşlarını Internet Explorer kullanmamaları konusunda uyarmıştı. Ayrıca tarayıcınızın önyükleme için kullandığı hafıza miktarını sıfıra düşürmek, gezindiğiniz sitelerin bilgisayarınızda iz bırakmasını engellemenizde yardımcı olacaktır.

>> Geo-lokasyonu kapatın:
Girdiğiniz internet siteleri nerede olduğunuzu 2-3 metrelik yanılma payıyla görebiliyor. Facebook ve Twitter’daki durum güncellemelerinde bazı arkadaşlarınızın nerede olduğunun yazdığını görmüşsünüzdür. Bu ayarı (varsa) hem kullandığınız sitelerde kapatın, hem de Firefox’un ayarlarında kapatın. Firefox’ta kapatmak için adres çubuğuna about:config yazdıktan sonra uyarıyı geçin ve çıkan ekrana geo yazın. Geo.enabled yazan seçeneğe çift tıkladığınızda “Değer” kısmının true yerine false olduğunu göreceksiniz.

>> Firefox eklentileri: Firefox için yapılan Dephormasyon eklentisiyle girdiğiniz sitelerde Phorm veya benzer reklam şirketlerinin sizi takip etmesini engelleyebilirsiniz. Tarayıcınızda herhangi bir siteye girdiğinizde sağ üst tarafta kısa süreliğine belirecek kutu sizi takip eden firmaları gösterecek. Bazı sitelerde sayının çokluğu sizi şaşırtabilir! Başka bir eklenti ise Ghostery. Sizi takip etmek isteyen bütün firmalar deşifre edip engellemeye yarayan bu yazılımın da eklenti marketindeki notu yüksek.

>> İnternet siteniz için: İnternet sitenize gelen insanların istatistiklerini görmek için Google Analytics’e ihtiyacınız yok. Google ziyaretçilerinizi takip edip hareketlerini reklam amaçlı satarken aynı işlevi gören açık kaynak kodlu yazılımlarla Google’ın ziyaretçilerinizi takip etmesini engelleyebilirsiniz.

>> Proxy’lere dikkat: İnternet siteleri üzerinden proxy hizmeti veren ktunnel, hidemyass gibi siteler bu işi babasının hayrına yapmıyor! Bu ücretsiz proxy’lere girdiğiniz her bilgi proxy sahibi tarafından görülebiliyor. Eğer kullanmak zorundaysanız sakın kredi kartı bilgilerinizi girmeyin, mail hesabınıza veya başka bir hesaba giriş yapmayın. Bu siteler şifrelerinizi para karşılığı satabilir. Proxy için en güvenli yöntemlerden biri yurtdışında bir küçük bir server (sunucu) alanı kiralayarak orayı proxy olarak kullanmak. Google’da VPN hizmetini aradığınızda karşınıza gelecek siteler size yardımcı olabilir.

>> İstemediğiniz dosyaları silmek için: Bilgisayarınızda bir dosyayı silmeniz ve çöp kutusunu boşaltmanız o dosyanın hard diskinizden silindiği anlamına gelmiyor. Bu işlem sadece bilgisayarınızın hard disk’te o dosyanın durduğu bölgeyi boş olarak görmesini sağlıyor. Basit kurtarma programları bile sildiğiniz dosyayı geri getirebilir. Bun engellemek için kurtulmak istediğiniz bir belgeyi sildikten sonra (eğer silmek istediğiniz belge C hard diskinizdeyse) Komut İstemi (cmd) programını çalıştırın, çıkan ekrana tırnak işaretleri olmadan “cipher /w:c” yazın ve enter’a basın. Eğer harddiskin adı farklıysa C yerine o hard diskin adını yazın (örneğin D). Bu yöntemle dosyalarınızı geri getirilemeyecek bir şekilde silinir. Ancak bu yöntem küçük boyutlu dosyalarda bazen işe yaramayabiliyor. Adli bilişim birimlerinin yapacağı ayrıntılı incelemelerde dosyalarınızın ortaya çıkma ihtimali var. Bu işi yapan ücretli programlar da var, onları internette bulabilirsiniz.

>> Hard diskinizi şifreleyin: Windows’ta yine cmd ekranını açarak cipher/e c: yazarak kaynak kodlu True Crypt uygulamasını indirerek bilgisayarınıza bağlı hard diskleri şifreleyebilirsiniz. Yine c yerine şifrelemek istediğiniz harddiskin kodunu da yazabilirsiniz. Böylece hard diskiniz çalınsa bile içindeki bilgilere erişilmesi imkansız olur.

>> E-posta için PGP kullanın:
Hassas yazışmalarınız için Hotmail gibi ücretsiz e-posta servislerini kullanmayın! 1990’ların başında Phil Zimmermann tarafından geliştirilen Pretty Good Privacy (PGP) yöntemi e-postalarınızı kimsenin göremeyeceği bir şekilde şifreliyor. Öyle ki, bu yöntemi kullanan İspanya’daki ETA örgütünün e-postalarını ele geçiren mahkeme bile şifreyi kırıp içindekilere bakamamıştı. Windows Outlook kullanıcıları Gpg4win adlı uygulamayı, Thunderbird kullanıcıları ise Enigmail kullanarak şifreleyebilir. Ancak burada karşı tarafın da bu uygulamayı kullanmasının büyük önemi var. Yoksa bir hotmail adresine yolladığınız e-posta, siz ne kadar güvenli davranırsanız davranın karşı taraf yüzünden ele geçirilebilir. Bu uygulamaları çevrenizde takip edilme riski olan herkese anlatmanız bu insanlarla iletişiminizi güvence altına alacaktır. Ayrıca PGP mantığındaki uygulamaları harddiskinizi şifrelemek için de kullanabilirsiniz.

>> Private browsing:
Girdiğiniz sitelerin bilgisayarınızda iz bırakmasını istemiyorsanız Firefox’un Private Browsing modunu kullanın. Ayrıca Flash programının bilgisayarınızda kayıt bırakmasını engelleyin.

>> Her e-postayı açmayın:
Başlığı veya içeriği spam gibi gözüken e-postaları açmayın. Bu konuda spamciler çok ilerledi. Artık kişiye göre spam yollar hale geldiler. Örneğin benim gmail adresime sık sık Dünya Barışı gibi içeriklere sahip e-posta geliyor ve bunları açıp okumadan içeriğini göremiyorum. Ama içerikten şüphelenirsem e-postadaki linke kesinlikle tıklamıyorum.

>> Antivirüs kullanın: Windows kullanıcısıysanız bilgisayarınıza kesinlikle anti-virüs kurun. Daha önce spam e-postalara tıkladığımda bilgisayarıma virüs girmesini engelledi. Ancak anti-virüslerin başarısız olduğu zamanlar da var. Bu yüzden Windows gibi virüslerin bir numaralı hedefi olan bir işletim sistemi yerine başka bir işletim sistemi kurun. Mesela Ubuntu.

>> Uygulamalara dikkat edin:
Özellikle ücretsiz uygulamalar bilgisayarınızda beklemediğiniz sorunlar yaratabilir, sizi takip edebilir. Eğer güvendiğiniz bir kaynaktan değilse, ücretsiz uygulamaları yükleyip bilgisayarınızın güvenliğini düşürmeyin.

>> Ubuntu yükleyin: Durun! Bir Linux sürümü olan Ubuntu işletim sistemini kurmak sandığınız kadar korkutucu değil! Bilgisayarınıza yükleyebileceğiniz bu açık kodlu işletim sistemi sayesinde Windows gibi arka planında neler işlediğini göremediğimiz, kapalı bir işletim sisteminin risklerinden kurtulmuş olursunuz. Microsoft’un Windows aracılığıyla bilgi topladığı iddiası uzun zamandır ortalıkta.
Ubuntu yükleyerek çok daha güvenli bir sisteme geçiş yapabilirsiniz. Üstelik Windows’u etkileyen hiçbir virüsten etkilenmeden. Ubuntu’da Windows oyunları dışında her uygulamanın bir versiyonunu bulabilirsiniz. Oyun sevdalıları sizin için de bir çözüm var: Bilgisayarlar birden çok işletim sistemi destekliyor. Hem Ubuntu hem Windows yüklü bir bilgisayar açılırken size hangi işletim sistemini çalıştırmak istediğinizi soracaktır. Orada eğer oyun oynayacaksanız Windows’u, diğer bütün işleriniz için Ubuntu’yu seçebilirsiniz.

>> Crack’li, korsan uygulama yüklemeyin:
Türkiye’de oyun oynamak için korsan, crack’li oyunlar çok sık tercih ediliyor (bir arkadaşımdan biliyorum tabi ki). Ancak bu crack’lerin içinde trojan ve benzeri zararlı yazılımlar yüklü. Bunlar bilgisayardaki her aktivitenizi ele geçirebilir. Eğer maddi nedenler yüzünden illa ki crack’li oyun yükleyeceğim diyorsanız Windows’u sadece oyun oynamak için açıp, diğer bütün işlerinizi Ubuntu üzerinde yaparak güvenliğinizi sağlayabilirsiniz. Ayrıca Windows’un kendisini de sahte (crack’li) yüklediğinizde aynı tehlikeyle karşı karşıya olduğunuzu unutmayın.

>> Wireless kullanmayın: En güvenli wireless şifreleri bile gerekli ekipmanla kırılabilir. Sıradan komşunuz bunu yapamasa da polis, cemaat ve benzeri örgütler bunun için gerekli ekipmanı temin etme gücüne sahip. Eğer ağınıza sızılmasını istemiyorsanız bilgisayarınızı ethernet kablosuyla bağlayıp modeminizin kablosuz ağını kapatarak hassas çalışmalarınızı yürütebilirsiniz.

>> Webcam’inizi sökün: Webcam’inizi kullanmadığınız zamanlarda USB kablosunu kullanarak bilgisayardan sökün. Finfisher gibi zararlı yazılımlar webcam ışığını yakmadan webcam’inizden ses ve görüntü kaydı alabilir. Bunu engellemenin tek yolu webcam’inizi sökmek. Laptop’ta ise webcam’inizin kapağını kapatın. Eğer kapağı yoksa bir kağıt yapıştırın ve mikrofon girişini de Uhu-Tag benzeri sakız yapıştırıcılarla tıkayın. Aksi takdirde internete bağlı olduğunuz her an ortam dinlemesine maruz kalabilirsiniz.

https://i0.wp.com/i.milliyet.com.tr/YeniAnaResim/2011/05/15/sansure-karsi-yuruyorlar-1348030.Jpeg

Alternatif Bilişim Derneği’nden uzmanlar: “CIA, NSA gibi ABD kökenli kurumlar size kafayı taktıktan sonra bilgilerinizi ele geçirebilirler. Sonuçta burada anlatılan her yöntem güvenliğinizi seviye seviye arttırsa da yüzde yüz güvenlik imkansız. Ancak endişelenmeye gerek yok, bu kurumların sizinle uğraşması için epey sabıkalı ve aranan bir insan olmanız lazım” diyor.

>> Google aramalarınızı saklamasın: Google ayarlarınıza girerek Google’ın detaylı arama geçmişinizi tutmasını sağlayan seçeneği kaldırın.

>> Bilgisayarı servise verirken dikkat:
Çoğu kişi bilgisayarı bozulduğunda servise götürürken içindeki bilgileri silmiyor. Eğer önemli bilgileriniz varsa silin. Eğer bilgisayarınız açılmıyorsa hard diskinizi söküp başka bir bilgisayara bağlayarak içindeki bilgilerinizi silebilirsiniz. Servisler bilgisayardan çok anlamayan kullanıcılara Team Viewer programı kurarak “bir sorununuz olursa gelmenize gerek yok arayın bu programla hallederiz” diyorlar. Servisin bilgisayarınıza Team Viewer kurmasına izin vermeyin. Team Viewer’ı sadece güvendiğiniz insanlarla kullanın.

>> Şifrelerinizi değiştirin: E-mail, bilgisayar, üyelikli siteler derken aklımızda tutmamız gereken onlarca şifre oldu internet hayatımıza girdikten sonra. Bu yüzden çoğu kişi hatırlaması kolay olan basit şifreler seçerek her hesap için aynı şifreyi kullanıyor. Bu güvenlik açısından oldukça sakıncalı. Bu yüzden şifrelerinizi sık sık değiştirin ve her şifrenizde harf, rakam ve sembol (!?&€ gibi) olmasına dikkat edin. Eğer şifre hatırlamakta güçlük çekiyorsanız bir tavsiyemiz var: Bilgisayarınızın yanına bir kitap koyun ve her hafta şifrenizi değiştirirken kitaptan sırayla 2-3 kelime seçin, sonuna veya başına ekleyeceğiniz rakamı da her seferinde bir arttırın. Ayrıca kendinize bir sembol seçin ve her şifrenize bu sembolü ekleyin.

>> Cep telefonu – cebinizdeki tehlike: Günümüzde birer bilgisayardan farkı kalmayan akıllı telefonlar birçok casusluk aktivitesine açık. Eğer mahremiyetinize çok önem veriyorsanız akıllı telefon yerine içinde işletim sistemi bulunmayan basit bir telefon kullanın. Eğer akıllı telefon kullanmaktan vazgeçemiyorsanız tercihinizi Android işletim sistemine sahip bir telefondan yana kullanın. Zira Android işletim sisteminde güvenlik ve paylaşım seçenekleri Apple iPhone’larda kullanılan iOS sistemine göre daha çeşitli.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | 1 Yorum

Rektöre ve YÖK’e isyan eden asistanlar İTÜ’yü işgal etti

ONUR EREM – BirGün – 17.10.2012 – Fotoğraflar|Photographs: Nicola Zolin

Yürüyüş Taksim’deki turistlerin (özellikle Japonların) çok ilgisini çekti. Bazı turistler önünden geçen grubun onlarca fotoğrafını çekerken bazıları grupla beraber İTÜ’ye kadar yürüyerek video kaydı yaptı.

İstanbul Teknik Üniversitesi asistanları, 50d kadrosunda çalışan asistanların doktorada 6 yılı tamamladığı takdirde işten çıkartılmasını tavsiye eden YÖK’ü ve bu tavsiyeyi bir zorunlulukmuş gibi uygulayan İTÜ rektörünü önceki gün Taksim Meydanı’ndan İTÜ Maçka kampüsüne yürüyüp kampüsü işgal ederek protesto etti.

“YÖK gitsin, biz kalacağız” ve “Ferman YÖK’ün, üniversiteler bizimdir” sloganlarıyla İTÜ Maçka kampüsüne gelen yüzlerce kişilik grup burada halka seslendi: Son eylemimizden bugüne 8 araştırma görevlisinin ilişiği kesildi, 90’a yakını önümüzdeki ay işinden olabilir! Rektörlüğün mağduriyeti araştırması için kurduğu komisyon işlevini yetine getiremiyor. Bu yüzden taleplerimiz gerçekleşene kadar üniversitemizi terketmeme kararı aldık!

‘DOKTORAYI 6 YILDA BİTİRMEK ŞART DEĞİL Kİ’

Konuşmanın ardından Maçka kampüsüne giren yüzlerce eylemci konferans salonunu doldurdu. Salondaki konuşmalarda katılımcılar maaşı kesilen, ilişiği kesilmeyen; sözleşmesi yenilenmeyen ama maaşı yatan; araştırma bursu kesilen ve çeşitli şekillerde mağdur olan asistanlardan bahsederken rektörlüğün geçici 50d kadrosundan daha yüksek güvenceli 33a kadrosuna geçişlerin durdurulduğunu sözlü olarak açıkladığını belirtti. Bu uygulamaya karşı 750 akademisyenden imza toplanmasına sinirlenen rektörlüğün 3 kişiyi daha işten çıkardığını anlatan eylemciler 50d kadrosundaki 6 yıl süresinin kaldırılmasını talep eden konuşmalar yaptı.

İstanbul Üniversitesi’nden dayanışma için gelen asistanlar ise Onur Hamzaoğlu’nun Gebze Dilovası’nda sanayi kirliliği ve kanser arasındaki ilişkiyi ortaya çıkardıktan sonra işadamları tarafından dava açıldığını, üniversitenin soruşturma açtığını hatırlatarak “böyle baskıcı bir üniversite ortamında bir profesörün başına bunlar geliyorsa bir asistan nasıl bilim yapsın?” diye isyan etti: Biz bilimi, tezleri çalıntı olan YÖK’çülerden, MEB başkanlarından öğrenecek değiliz! Yaşasın onurlu mücadelemiz!

‘PADİŞAH BOZUNTUSUNDAN KURTULMALIYIZ’

Sanatçılar Girişimi adına konuşan Orhan Aydın, Türkiye’yi boğan AKP politikalarından bahsetti. “Kentsel dönüşüm belası ortak alan, ortak bellek bırakmamak için tam gaz ilerlerken 4+4+4 ve eğitim sistemindeki değişiklikler ile gelecek nesilllerin beyninin yıkanması hedefleniyor. Sanat alanında ise ehlileştirme politikaları hüküm sürüyor” diyen Aydın bu yüzden üniversitelerde de böyle bir hamle yapılmasını yadsımadığını belirtti. Aydın “Biz bu karanlık filmi 1960’larda da gördük 70’lerde de ve hepsinde biz kazandık! Toplumsal mücadele gruplarıyla dayanışmaya bakın. Toplumsal mücadele grupları yalnızlaşmamalı, çünkü kavga beraber verilince güçlü, kavga beraber verilince güzel! Padişah bozuntusu ve ahalisinden hepberaber kurtulacağız” ifadelerini kullandı.

Orhan Aydın’ın konuşmasının ardından çeşitli gruplar konser verdi. Konserin ardından da konferans salonundan çıkmayan asistanlar İTÜ Maçka kampüsünde sabahladı.

asistanların bir önceki eylemi için: https://onurerem.com/2012/09/15/universitede-guvencesiz-calisma-olur-mu/

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | 1 Yorum

Sendika düşmanı Bilgi’nin rektörü ‘yalancı’ çıktı

Murat Belge’nin halka açık sendika dersini izlediği için işten çıkartılan Bilgi Üniversitesi çalışanı Ali Özcan ve Ağustos’ta işten çıkartılan sendikalı işçiler eylem yaptı, rektörün “Ali Özcan kendi ayrıldı” iddiasını belgelerle yalanladı

İşten çıkartılan sendikalılar Bilgi ile hayatın başladığı yerdeler

ONUR EREM – BirGün

İstanbul Bilgi Üniversitesi santralistanbul yerleşkesinde işten çıkartılan Bilgi Üniversitesi işçileri bir aydan uzun süredir oturma eylemi yapıyor. Bu süreçte imza kampanyası düzenleyerek işçilerin işe geri dönmesi talebinin altında imza atan 1500 kişi bulmuşlar. Bu kadar imza topladıktan sonra işçiler Pazartesi günü Sosyal-İş sendikası, bazı akademisyen ve öğrencilerin de katılımıyla bir eylem düzenlediler.

Öğrenci sayısını ve öğrenim fiyatını artıran bir okulda “küçülme” bahanesiyle işten çıkarılan sendikalı işçiler “işten atılanlar geri alınsın”, “susma haykır, sendika haktır”, “müşteri değil öğrenciyiz” sloganlarıyla; topladıkları imzaları teslim etmek için rektörlüğe yürüdü. Okul yönetimi otomobil ve kamyonetlerle rektörlüğün önünü tıkamak istese de grup buna izin vermedi. Eylemciler kendilerine müdahale edilirse cevaplarının sert olacağını söyleyince okul yönetiminden kimliğini öğrenemediğimiz bir kadın “bu bir tehdittir” diyerek rektörlük binasına koştu.

Rektörlük önünde hem işten çıkartılan içiler adına DİSK’e bağlı Sosyal-İş Sendikası, hem de işçileri destekleyen Bilgi Üniversitesi öğrencileri basın açıklaması yaptı. Sosyal-İş, açıklamasında sadece sendika hakkında halka açık bir dersi izlediği için işten çıkartılan Ali Özcan’ın durumuna dikkat çekerken rektörün “Ali Özcan kovulmadı, istifa etti” iddiasının yalan olduğunu vurguladı, ellerinde fesih bildiriminin belgesi olduğunu söyledi.

Öğrenciler ise Laureate’in okulu satın aldıktan sonra tamamen kâr odaklı hareket ettiğini, akademik olarak başarılı olan Ekonomi Politik ve Toplum Felsefesi gibi bölümler kâr etmediği için kapanırken en çok kâr eden MBA bölümünün Bursa’da bile açıldığını anlattı.

Ardından toplanan imzalar teslim edildi. Aslında eylemcilerin imzaları rektörlüğe teslim ettiklerini söylemek doğru olmaz; imzaları vermek isteyen Sosyal İş Sendikası Genel Sektreteri Celal Uyar rektörlük binasına alınmadı. Hatta rektörlük girişindeki sivil giyimli “telsizliler” beni de öğrencisi olduğum üniversitenin rektörlüğünden çıkartmaya çalıştı. Sonuçta Bilgi Üniversitesi Hukuk Müşaviri Nazan Dağtaş Beştepe sendika temsilcisini makamına kabul etmeyerek imzaları bina girişinde teslim aldı; Celal Uyar’ın imzaları verdiğine dair bir belge talebini reddetti. Israr sonucunda elindeki ufak bir not defterinden kopardığı kağıdı imzaladı.

Bilgi Üniversitesi Hukuk Müşaviri Nazan Dağtaş Beştepe’nin imzaladığı resmi evrak

İşten çıkarılanlar yaşadıklarını BirGün’e anlattı

Mehmet Işık: Bu kampüsü yaratan bizim ellerimizBen 2007’de işe başladığımda santralistanbul kampüsü inşaat halindeydi. Bu kampüsü biz inşa ettik. Eski santral binasını temizledik, paslı demirleri taşıdık. Bu süreçte Bilgi Üniversitesi bir temizlik elemanını taş motoru kullanmaya zorlamış, arkadaşımız bu yüzden gözünü kaybetmişti. Kısaca bu kampüsün her metrekaresinde bizim emeğimiz, terimiz, kanımız var, burayı biz inşa ettik!

Yıllardır Bilgi Üniversitesi’nde sendikalı olarak çalışıyordum. 24 Ağustos’ta işten çıkartıldım. Dolapdere’deki eski bina hizmet dışı kalacağı için binadaki malzemeleri Ağustos başında taşımaya başladık.Binayı boşaltma işi biter bitmez bizi işten çıkardılar. 16 kişilik bir grup işçiyi çağırarak “binalarımızdan biri kapatıldı, okul küçülmeye gidiyor, bu yüzden sizi işten çıkartıyoruz” dediler. Oysa küçülme yok, santralistanbul kampüsünde büyüme var, 3 bin yeni öğrenci alındı. Bu yüzden itiraz ettik, işimize geri dönmek için dava açtık.

Tam okullar açılırken işten çıkartıldığımız için bazı arkadaşlarımız çocuklarını okula gönderemedi, artık sigortası olmadığı için sağlık ihtiyaçlarını karşılayamayan arkadaşlarımız var.

Vedat Şen: Kalp hastasıyım, sigortasız kaldığım için doktora gidemiyorum

6 yıldır Bilgi Üniversitesi’nde çalışıyordum, sendikalıydım. Ben de 24 Ağustos’ta işten çıkartıldım. Sendikamızın avukatları tarafından dava açıldı ama sonuçlanması uzun sürebilir, en az 6 ay. Mahkemenin işe iade kararı vermesini bekliyoruz.

İşten çıkartıldıktan sonra perişan olduk. Bir yandan çocuklarımızın masrafları var. Ben kalp hastasıyım, 2 tane stent takılı. Yazın bina taşıma sürecinde ağır şeyler taşımamam gerektiği için yıllık izinimi kullanayım dedim kabul etmediler, taşıma süreci biter bitmez işten çıkardılar.

Kalp rahatsızlığım olduğu için sık sık hastaneye, doktora gitmem gerekiyor. Şimdi sigortam olmadan ne yapacağımı bilmiyorum. Henüz doktora gitmem gerekmedi, umarım yakın zamanda da gerekmez.

Ali Özcan: Murat Belge’nin dersini izledim diye işten çıkardılar

3 Ekim’de Bilgi Üniversitesi santralistanbul kampüsünde Murat Belge’nin sendika üzerine verdiği halka açık açıhava dersine katıldım. Mesai saatim bittikten sonra sivil elbiseyle katıldım. Ama üniversite yönetimi katılımcıların fotoğraflarını çekip incelemiş ve beni orada tespit etmiş. 5 Ekim’de insan kaynakları departmanı beni çağırarak işime son verildiğini açıkladı. Ben de sendikalıydım ve işime son verilmesinde bunun da etkili olduğunu düşünüyorum. Son dönemde işten çıkartılan arkadaşlarımızın çok büyük bir kısmı sendikalı çalışanlardı.

Hakkımı aramak için dava açacağız. Türkiye’de işçi sınıfının hali ortada, zaten hepimiz çok az maaşlara çalışıyoruz. Burada çalışırken de zor durumdaydık, şimdi halimiz daha da beter oldu.

Biz Bilgi’de çalışırken işimizi hiç aksatmıyorduk. Yemekhaneye gidip masadan aç kalktığımız günlerde bile ses çıkarmadık. Eğer mesai saatinde işimiz bitmemişse işe devam ediyor, bitmeden eve dönmüyorduk. Bu özverili çalışmamızın karşılığında işten çıkartıldık – sadece sendikalı olduğumuz için.

Ne olmuştu?

Bilgi Üniversitesi’nde 2009’dan beri meydana gelen değişiklikleri işten çıkartılan Mehmet Işık’tan öğrenelim: Bilgi 2009’da Laureate’e satıldıktan sonra çok ciddi değişiklikler oldu. Önce hizmet personelini taşerona vermek istediler. Akademisyenlerin çok yoğun kampanyası sonunda vazgeçtiler. Ardından sendikaya karşı savaş açtılar ve sendikanın toplu iş sözleşmesi barajına ulaşmaması için ellerinden geleni yaptılar. Sendikalı işçileri tehdit ederek sendikadan istifa etmeye zorladılar, toplam 100’den fazla sendikalıyı işten çıkardılar ve en sonunda güçleri yetmeyince kağıt üzerinde oyunlara sığındılar. Arkadaşlarımız odalara çekildi, tehdit edildi, mobbinge maruz kaldı. Daha önce sigortalarını yatırmadıkları stajyerlerin ve part time çalışanların sigortalarını yatırmaya başladılar ve Bilgi’nin çalışan sayısı 1200’den 1500’e çıktı. Bütün bu çabaların sonunda sendikanın toplu iş sözleşmesi yapmasının önüne geçebildiler. Sendikalı olmuş bazı işçilere “seni bu yüzden işten atarız, istifa et işin garanti olsun” dediler, işçiler sendikadan istifa edince onları işten çıkardılar. Okul satılamadan önce işçilerin iş korkusu yoktu. 24 Ağustos’tan beri 24-25 kişi işten çıkartıldı. Bir kısmı kendi işten çıkmış gibi gözüküyor ama durum öyle değil. İnsanları bezdirdiler, üzerilerinde baskı kurarak istifa etmeye zorladılar. Bunun tek nedeni de işçilerin sendikalı olması.

Haber içinde yayınlandı | , , , , , , ile etiketlendi | Yorum bırakın